Berk Hakman

Berk Hakman Fan sitesine hosgeldiniz. foruma girmek için anasayfaya tıklayınız..
 
KapıKapı  AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

dizi hakkında çıkan tüm haberler...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
Yazar Mesaj
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:48 am

Gözyaşları kaldı çimende

Mehmet Güreli, Ömer Hayyam mısraları ile o kadar dokunaklı bir şarkı yapmış ki, galiba ömr-ü hayatımda ilk defa koşa koşa gidip bir cd aldım (Hatırla Sevgili). Aşk nasıl böyle anlatılır bilemem, Hayyam bilmiş zaten; ben bilmesem ne olur…

Bulut geçti göz yaşları kaldı çimende

Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde

Seher yeli yırtar eteğini gülün

Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün

Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dön-meye

Kimse bilmez

Kimse bilmez…

Gül ile bülbülün aşkı, beni dağıttı, kime neye âşığım farkında değilim, belki sadece bu kavrama olan aşkımdan, belki ilahi aşka özlemimden; zırlayıp duruyorum. Dinliyor ağlıyorum, ağlıyor dinliyorum, son günlerde böyleyim. Sabah sabah Oya Germen’i ekranda ağlarken gördüm, daha şiddetli ağlamaya başladım. Ağlamak konusunda sınırsız bir yeteneğe sahibim ben, sık sık ağlamam ama ağlamaya başlayınca da duramam. Tahmin edersiniz ki erkekleri çıldırtan ve çok sinirlendiren bir hadisedir, sürekli olarak görme deliklerinden sular boşaltmak (Mark Twain’in “Adem ile Havva’nın Güncesi”ni okudunuz mu?). Babam kızar en çok, ağlamaya başladığım zaman önce yumuşar, ne istiyorsam yapar ama sonra ben kesmeyince beni boğmaya bile kalkışabilir. Bir ara beraber senaryo yazdığım erkek arkadaşlarımla tartışmış ve ağlamaya başlamıştım, ilk bölümü yazıyordum o zamanlar; dizinin altıncı bölümünde ancak sakinleşmiştim. Daha sonra beni ağlatmamaya özen gösterdiler, gözle-rim dolar gibi olduğu zaman ise bir takım tehditlere maruz kalmıştım; gözlerimin oyulması ve avuçlarıma konularak ağlamamın daha kesin bir sebebe bağlanması gibi. Ben de vazgeçmiştim… Ne güzel günlerdi ah ahh!..

Bu ağlama krizimi Serdar Bey’in önünde tekrarlamalıyım en kısa zamanda, eminim çok hoşuna gidecektir. Kadınlarla ciddi sorunları olduğunu yazılarından biliyorsunuz zaten, hatta elinden gelse gazetede kadın da çalışmasını istemez bence; yazılarında ayrıca fark ettiyseniz sadece erkek köşe yazarlarından bahseder. Serdar Bey’in yazılarında adı geçen tüm kadınlar adına intikam almak için, odasına gidip ağlamaya başlayacak ve üç gün kadar sürdüreceğim bu eylemimi. Bu aralar başladığım yeni işimde (ne olduğunu söylemeyeceğim) yeni patro-num (aynı zamanda çok sevdiğim arkadaşım) ağlamamı yasakladı. İşle ilgili birkaç kriz üst üste yaşayınca ben başladım ağlamaya ve bana ağlamamı derhal kesmemi sağlayacak bir cümle etti: “ağlamak sana hiç yakışmıyor, çok çirkin oluyorsun”. Serdar Bey’in aksine kadınları daha iyi tanıyan biriyle karşı karşıyaydım ama hiçbir erkek kadınları yeterince tanıyamaz… Oya Germen’in kalbini kıran, o naif kadını ağlatan kişiye o kadar kızdım ki, bu yazıyı sadece Oyacığımı azıcık gülümsetmek için yazdım. Sen gülsün Oya ama o bülbül değilmiş, bak yine ağlıyorum; off of kimse bilmez, kimse bilmez…

AKSAM
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:48 am

Adalar’da ‘Hatırla Sevgili’ primi

Dizilerle yeniden hayat bulan, ünlerine ün katan tarihi köşkler, ev fiyatlarının katlanarak artmasına neden oldu. İşte geçen sezonun en çok izlenen dizilerinden ‘Hatırla Sevgili’deki köşklerin hikâyesi...


Her şey geçen ay Hürriyet gazetesinin emlak sitesinde gördüğümüz bir ilanla başladı. Kısa bir süre sonra kulağımıza gelen söylentiler daha da dikkat çekici idi. ‘Hatırla Sevgili’ dizisinin çekildiği Con Paşa Köşkü tam 7 milyon dolar’a satılmıştı! Önce izlememiş olanlara kısa bir not: bütün bir sezon boyunca ilgiyle izlenen ‘Hatırla Sevgili’, iki komşu ailenin ve imkânsız bir aşkın hikâyesini 1950’li yılların heyecanlı siyasi fonunda anlatıyor.


Hayranları hâlâ kapısında
Dizideki asırlık köşkleri görmek ve bilgi almak için Büyükada’ya gittik. İlk hedefimiz dizide ‘esas oğlan’ Ahmet’in evi olarak kullanılan Nizam Paşa Caddesi’ndeki Con Paşa Köşkü. Evin önündeki manzara çok renkliydi. Dizi seti buradan taşınmış olsa da ateşli izleyiciler kapının önünde sıraya girmiş, poz veriyor, fotoğraf çektiriyorlardı. Gencecik kızlar, yaşını başını almış teyzeler...
Köşkün yan cephesi, soldan aşağı doğru inen Hamlacı Sokağı’ndan görünüyor. Kapıyı çaldık, cevap veren olmadı. Balkondaki eski mal sahibi Umur Borovalı olduğunu sonradan öğrendiğimiz beye seslendik. Görüşmek istemediğini, evi gezemeyeceğimizi söyledi.
Ada’nın merkezinde birkaç emlak ofisine köşkün tarihini ve yeni ev sahiplerini sorduk. Sadece evin satıldığını bildiklerini söylediler. Hem bu tarihi köşkler hakkında detaylı bilgi almak hem hikâyelerini öğrenebilmek için Sultanahmet’teki Soğukçeşme Sokağı’nda bulunan İstanbul Kitaplığı’nın yolunu tuttuk. Pars Tuğlacı’nın ‘Tarih Boyunca Adalar’ kitabında Con Paşa Köşkü, komşusu Yalman Yalısı ve dizideki ‘esas kız’ Yasemin’in evinin iç mekânı olarak kullanılan Meziki Köşkü ile ilgili bilgilere ulaştık. Dizinin ana mekânlarından olan Con Paşa Köşkü 1880’de inşa edilmiş. Ön cephesini boydan boya kaplayan balkonları ve çatısındaki kuleleriyle eşine çok az rastlanacak yapının mimarı Arhilevs Poliçis...


15 odası, iki banyosu var
Yaklaşık iki bin metrekarelik bir alan üzerine kurulu olan köşkte 15 oda, bir mutfak, iki banyo, üç tuvalet, bir ofis ve ağaçlarla dolu geniş bir bahçe bulunuyor. Kitapta ayrıca köşkün bahçesinde bir tür katlı çeşme olarak tanımlayabileceğimiz bir selsebil bulunduğu yazıyor. Köşke Birinci Dünya Savaşı sırasında Hazine (Milli Emlak) tarafından el konulmuş. Birkaç kez el değiştirmiş. 1938’de ise Borovalı ailesine geçmiş. Uzun yıllar sonra geçen Temmuz ayında 7 küsur milyon dolar’a yeni sahibinin olmuş. Ancak mal sahibinin kimliği konusunda hâlâ bazı soru işaretleri var. Kulağımıza
gelen söylentilerde Arkas Holding adı geçiyordu ama holding bu konuda bizimle görüşmek istemedi.
Gelelim dizilerin emlak piyasasına etkisine. İstanbul’un dört bir yanında dizi çekimleri var. Tarihi dokusu ve sakinliği nedeniyle Adalar’a yoğun bir ilgi olduğu da kesin. Bu yoğun ilginin emlak piyasasını nasıl etkilediğini öğrenmek için konunun uzmanı, TURYAP yönetim kurulu üyesi Başak Soner’le görüştük.
Soner, ''Adalar’daki tarihi özelliği olan büyük köşkler 2-3 milyon YTL’den, daireler 150-200 bin dolar’dan el değiştiriyor. Con Paşa Köşkü’nün geçen aylarda 7 milyon 250 bin dolar’a satıldığını öğrendik. Bu, Büyükada için çok çok iyi bir rakam. Onun yakınında yer alan, Troçki’nin bir dönem yaşadığı köşk ise 1 milyon 750 bin dolar’a alıcı buldu. Adalar şu an imara kapalı. Yeni inşaat yapılmıyor. Sadece şahsa ait arazi üzerine, şahıs malı bina yapılabiliyor. Bugün deprem profesörlerinin hemen hemen hepsi Adalar’dan ev almış durumdalar. Bu maalesef basına intikal etmiyor'' dedi.


Semtlerin reklamı oluyor
Funda&Zafer Emlak’tan Zafer Erkan ise ''Son dönemlerde konut fiyatlarında ciddi bir artış var. Dizi çekimlerinin de buna elbette bir etkisi oluyor. Sonuçta evlerin, semtlerin reklamını yapıyor bu diziler. Dizi film çekimleri için de çok talep oluyor ama mal sahipleri evleri zarar görecek korkusu ile buna çok sıcak bakmıyor'' diye ekliyor.



Yasemin’in gerçek evi

Dizide Yasemin ile Ahmet karşılıklı evlerde oturuyor gibi görünüyordu. Gerçekte ise durum biraz daha farklı. Dizide Con Paşa Köşkü’nün tam karşısındaki Yalman Yalısı’nın sadece dış cephe görüntüleri kullanılıyordu. Maden mahallesindeki Malul Gazi Caddesi’nde bulunan Meziki Köşkü’nde ise Yasemin’in evinin iç görüntüleri çekilmiş. Ada merkezinden kısa bir yürüyüşle ya da beş dakikalık bir fayton yolculuğu ile ulaşılabilen köşk 1870 yılında inşa edilmiş. Yeni sezonda ‘Dudaktan Kalbe’ dizisini ağırlayacak.

MILLIYET
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:49 am

tonda "siyasi içerikli" dizi çoğalmalı. Her renkten olmalı (o biraz zor da!). "Köprü", "Kurtlar Vadisi Terör", "Kod Adı: Kaos", "Sağır Oda", "Şubat Soğuğu" bir ölçüde "Kınalı Kuzular" bir ölçüde "Hatırla Sevgili". Objektif olunmayacağı kesin. Batıda da böyle bu iş. Yönetmenin bakışından bir perspektif verilir. Tarihi belgesel değildir. Ama bazı kıstaslar belirlenmeli, hamaset edebiyatı yapmamalı. Bugün İspanyol sineması, Güney Amerika sineması, İran sineması kendi yakın tarihlerinden besleniyor. Ünlü yönetmenler ve önemli filmler bu kesitlerin ürünü. Bizde bir "12 Eylül filmi" yapıldı, kartvizit çıktı, iş bitti! Moda oldu sadece üfleyip gitti. Türkiye siyasi sinemasında çok daha fazla ürün vermesi ve ünlü yönetmenlerin de bunlara eğilmesinde fayda var. Örneğin "1 Mayıs katliamı"nın yüzlerce filmi olmalıydı. İtalya'da bu olurdu, İspanya'da da olurdu.

Milliyet-Sina Koloğlu
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:50 am

Inönü darbe başbakanı olmayı reddetti

# 27 Mayıs tek çıkar yoldu demek mümkün değil. Darbe yerine seçim yapılsaydı, CHP iktidardı. İnönü müdahaleyi onaylamadı. Her şey DP'nin muhalefet olacağını gösteriyordu
# Ekonomik krizle, subayların yoksullaşması, 27 Mayıs'ın önemli nedenleri arasında daima zikredildi. Silahlı Kuvvetler'in maaşlarının çok yükseltilmesi de zaten 27 Mayıs'tan sonra oldu
# Demokrat Parti, ülkenin devletçi kalkınma modeline hapisliğini kaldırdı. Türkiye'yi pazar ekonomisinin, dünya kapitalist sisteminin içine soktu. Türkiye çok daha hızlı gelişti

NEDEN? Halil Berktay

Televizyon dizisi 'Hatırla Sevgili' ve daha sonra Murat Bardakçı'nın Adnan Menderes'in idamıyla ilgili yazdığı yazı, toplumun dikkatlerini yaklaşık 50 yıl önce yaşananlara çekti. 27 Mayıs askeri darbesinin nedenleri, devrilenlere karşı yapılanlar, Demokrat Partililerin ailelerinin yaşadığı acılar ve bir başbakanın idam edilmeden önce aşağılanması, yeniden günlük konuşmalarımız arasına girdi. 'Demokrat Parti neydi? Nasıl ortaya çıkmıştı? Neler yapmıştı? Türkiye'ye katkıları nelerdi? Darbeye giden yolda ne tür hatalar işlemişti?' sorularının cevapları aranmaya başlandı. Yakın tarihimizi çok iyi bilen ve fikirlerini açıkça söylemekten hiç çekinmeyen cesur bilim adamlarımızdan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Halil Berktay, o dönemi, yaşanılanları, bunların sonuçlarını, Türk devletinin ve aydınlarının oluşumunu anlattı.

Televizyondaki 'Hatırla Sevgili' dizisi ve daha sonra da Murat Bardakçı'nın Adnan Menderes'e idam edilmeden önce yapılan hakaretleri açıklaması dikkatleri Demokrat Parti dönemine ve 27 Mayıs'a çekti.
Birden o dönemi bilmemiz gerektiği kadar bilmediğimizi fark ettik. Niye biz yakın geçmişimiz konusunda bu kadar bilgisiziz?

Bir hafıza vardır, bir de tarih bilgisi. 50 yıl çok uzun bir zamandır ve insanların hafızası çok sınırlıdır. Aile ve bireysel hafızamız olsa olsa 30 yıl geriye gider. Olaylar da gerimizde kaldıkça hafızanın konusu olmaktan çıkarlar ve tarihe intikal ederler. Yani toplumsal olaylar artık aile içinde babadan oğula, toruna aktarılanlarla hatırlanamaz, bireysel hafızanın konusu haline gelemez. Olaylar ancak sistematik tarih öğrenerek, araştırarak bilinebilir.

Yakın geçmişimiz konusunda bilgisizliğimizin nedeni bu mu?

Hayır. Bir neden de şu. Toplumda öyle örgütlü siyasal güçler olabilir ki, bunlar, kendi ideolojik geleneklerine uygun bir sosyal belleğin taşıyıcılığını yaparlar. Mesela İspanya iç savaşı böylece hep hatırlanırdı. Türkiye'de ise, yakın tarihi kendi politik söylemlerinin parçası olarak sürekli hatırlatan parti, örgüt devamlılıkları çok zayıfladı. Ayrıca 27 Mayıs üzerinde hâlâ bir toplumsal konsensüs de yok. 27 Mayıs farklı söylemlerle polarize oluyor, çarpıtılıyor, kayboluyor. Ortak görüşler oluşmuyor. Bu, hatırlamayı zorlaştırıyor. Toplum, 27 Mayıs, 12 Eylül gibi olayları nasıl hatırlayacağını bilemiyor.

Menderes'in idamından bu yana 50 yıla yakın zaman geçmiş ama kimse olanlardan, Menderes'e yapılanlardan söz etmemiş. Ne gazeteciler, ne tarihçiler. Gerçekler hâlâ halktan saklanıyor mu?

Toplum, 27 Mayıs askeri rejiminin devamı ve halefi olan askeri rejimler altında yaşamış olsa sürekli, 'Evet, 27 Mayıs'ın idam ettiği insanlara ve ailelerine reva görülen muamele konusunda sistematik bir sansür vardı' diyebiliriz ama öyle değil. Unutmayalım, 27 Mayıs'tan sonra Menderes'in mensup olduğu siyasal geleneği temsil eden ve Demokrat Parti'nin mirasına sahip çıkan çeşitli partiler çok uzun süre Türkiye'de hükümet oldular.

Peki buna rağmen niye biz gerçekleri bilmiyoruz?
Biz Saddam'a idamı sırasında yapılanları çok ayıpladık. Ama Murat Bardakçı, Menderes'e daha da ayıp şeyler yapıldığını açıkladı. İdamından önce eski başbakana prostat kontrolü yapmışlar. Böylesine bir utanmazlığı biz niye hiç duymadık?

27 Mayıs sonrasında Yassıada'da demokrat partililere, özellikle Menderes'e bayağı kötü muamele yapıldığını genellikle biliriz. Türkiye'de tarihçiler, 20'nci yüzyıl Türkiye tarihinin önemli olayları karşısında çok uzun süre derinlemesine bir diyalog ve araştırma geliştirmediler. Belki onlar da bu konuda bir bilimsel konsensüs oluşturmadılar.

Hatırla Sevgili', 27 Mayıs'tan sonra Demokrat Partililerin ailelerine ciddi anlamda kötü davranıldığını gösteriyor. Olayın önce insani yönüne bakalım. Siyasilerin ailelerine niye öyle davranılıyor?

27 Mayıs'ı gerçekleştirenler ve Milli Birlik Komitesi, genç subayların ve ordunun üst kademesinin bir karışımıydı. Aralarında Cemal Gürsel, Madanoğlu gibi generaller de vardı. Cumhuriyet'in kurucu asker-sivil bürokrat elitinin devamı olan bir askeri zümrenin mensupları diyelim bunlara. Herhalde Demokrat Parti iktidarına ve siyasilerine çok hınç beslemişti bunlar.

Niye hınç beslemişlerdi?

Demokrat Parti iktidarı Türkiye'deki ilk popülist iktidardı. Cumhuriyet'in kurucu siyasi elitinin, yani bu iç içe geçmiş profesyonel subay ve bürokrasi kadrolarının, 1908 Jön Türk devriminden ve 1913 Babıâli Baskını'ndan başlayarak 1950'ye kadar süren bir iktidar tekeli vardı. Bu seçkinler zümresinin karşısında Demokrat Parti politikacıları ise yeniyetmelerdi. Siyasi elitin iktidarını tekellikten çıkarmışlar, seçim kazanmışlar, iktidara gelmişler, hem cumhurbaşkanlığını hem başbakanlığı aynı partinin bünyesinde barındırır hale gelmişlerdi. Hiçbir değer yargısı izafe etmeden söylüyorum. Bunlar sivildiler.

Sivildiler derken ne demek istiyorsunuz?

Asker, üniformalı değildiler. Yani asker onlara tepki duyuyordu. Ordunun, Cumhuriyet'in asıl sahibi ve gerçek bekçisi olduğu ideolojisine ve söylemine uymuyorlardı. Bu efsaneye aykırı düşüyorlardı. 27 Mayıs sonrasında siyasilerin ailelerine reva görülen muamelede herhalde bunun bir payı vardı. Artı... 1957 seçimlerinden sonra alınan 1958 istikrar tedbirleri ve yapılan devalüasyon, ülkede maaşlı, sabit gelirli kesimleri çok fakirleştirirken, subay zümresini de yoksullaştırdı. Subayların yoksullaşması daima 27 Mayıs'ın önemli nedenleri arasında zikredildi. Silahlı Kuvvetler'in maaşlarının çok yükseltilmesi de zaten 27 Mayıs'tan sonra oldu. Profesyonel subay kadrosunun maaşı, diğer memur ve bürokratlara göre o kadar yüksek düzeylerde seyretmiyordu o zamana dek. 27 Mayıs'tan sonradır ki, bir daha hiçbir zaman askerin maaşı göreceli olarak o kadar düşük olmadı.

27 Mayıs'tan sonra mı askerlerin maaşı diğer memur ve bürokratlara göre daha yüksek tutuldu?

Evet. Ordudaki maaşların diğer memurlara ve bürokratlara göre çok daha ayrıcalıklı olmasına her zaman özen gösterildi. Ayrıca maaşların, ekonomideki enflasyon ve devalüasyon şoklarından etkilenen düzeylerde olmamasına dikkat edildi. Şunu da unutmayalım. 27 Mayıs sadece Demokrat Parti'nin siyasilerine ve ailelerine bu muameleyi reva görmekle kalmadı. Elitist ideoloji aynı zamanda 'kuyruk teorisi'ni de ortaya attı. Kuyruk teorisi şuydu: 'DP sorumluları hapse atılmışlardı ama kuyruk dışarıdaydı...' DP'ye oy vermiş olan 4, 5 milyonluk halkı 'kuyruk'' diye kastediyorlardı. Yani baş içerideydi. Bu bir yılandı. Baş yakalandı, hapse atıldı. Baş ezilecekti ama kuyruk dışarıdaydı. Aslında Cumhuriyet'in kurucu eliti olan asker-sivil bürokrasinin halka duyduğu elitist duygular bu kuyruk söylemiyle, çok çıplak ortaya çıkıyor. Ama İsmet İnönü kendisini 27 Mayıs'la özdeşleştirmeyi, 27 Mayıs'a taraftar olmayı dikkatle reddetti.

Niye?

İnönü, askeri müdahaleyi onaylamadı ve bu sayede iktidara gelmeyi, askeri müdahalenin başbakanı olmayı hiç istemedi. 1958-59 yıllarında DP yönetimi parlamenter faşizme yöneliyordu. İktidarı ne pahasına olursa olsun bırakmamak eğilimi gösteriyordu. İnönü, halk muhalefetinin DP'yi devirmesini, DP'yi barışçı yoldan seçimle yenilgiye uğratmayı istiyordu.

Demokrat Parti'yi doğuran toplumsal ve siyasal nedenler neydi?

Türkiye'de 1945-46'ya kadar tek parti rejimi olageldi. Aslında Türkiye, pek çok Üçüncü Dünya ülkesiyle kıyaslandığında bazı gelişmeleri 20-30-40 yıllık aralarla daha erken yaşayan bir ülke. Üçüncü Dünya ülkeleri bağımsız devletlerini büyük ölçüde 1945 ve hatta 1950 sonrasında dünya çapında yaşanan sömürgesizleşme hareketi sürecinde kurdular. Türkiye'de ise ulus-devlet, modern cumhuriyet, 1908'den 1923'e dek uzanan dönemde 'Jön Türk devrimi' ve 'Kemalist devrim' olarak iki modernite dalgası biçiminde gerçekleşti. Bu devrim, niye tek parti rejimiyle sonuçlandı derseniz...

Dersek?

Az gelişmişlik koşullarında, modernleşme misyonunu kendi bünyesinde toplayan askeri bürokratik zümrenin, bu misyona dayanarak ülkede iktidar tekeli kurmasının bir sonucudur bu. Cumhuriyet kurulduktan ve tek parti rejimi hâkim olduktan sonra, olumlu sosyal ve ekonomik gelişmeler oldu ama... Türkiye, hiç sömürge olmamış Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal ve ekonomik çeşitliliğinin avantajlarını da taşıyordu. Sonuçta, İttihatçıların ve Kemalistlerin istediği şey oldu, ülkede bir 'milli burjuvazi' yaratıldı. Ortaya çıkan bu yeni sınıf ve zümreler, uzun süre Cumhuriyet'i kuran askeri bürokratik elitin gölgesinde kaldıktan sonra, sadece ekonomik alanla sınırlı kalmayıp kendi siyasi rüştlerini ispat etmek ve siyaset sahnesine çıkmak için hareketlendiler. Tabii dış konjonktür de unutulmamalı.

Dış dünyada ne oldu peki?

1945'te Nazizm ve faşizm yenildi. Dünyada yeniden demokrasi rüzgârları esiyordu. Bu konjonktürde, hele hele müttefiklerin yanında savaşa girmemiş tek parti rejimlerine iyi gözle bakılmıyordu. Üstteki sınıfların, daha az devletçilik ve daha fazla özel kapitalizm ve özel sektöre özgürlük talepleri ve bütün bunları gerçekleştirebilmek için de siyasi alanda temsil istekleri işte bu dış konjonktürle buluştu.

Ve 1946'da çokpartili sisteme geçtik. Niye birçok aydın tek
parti döneminin bitmesini 'karşı devrim' olarak niteledi?

Bu, Türkiye'de Marksizm ve Kemalizm'in tuhaf bir karışımı olan düşünce tarzının en büyük tarihsel değerlendirme hatalarından biridir. Kendi içinde bazı değişik varyantlar içermekle birlikte, 1946-1950 seçimleri ve süreci, solda egemen söylem olarak bir 'karşı devrim' olarak görüldü. Ve bu karşı devrim teorisi bugüne dek geldi.

Karşı devrim teorisi bugün hâlâ sol kesimde egemen mi?

Bu teori bazı faşistleşmiş sol kesimlerde hâlâ egemen. Çokpartili döneme
'karşı devrim' demekle ve bu dönemi tümüyle kötülemekle, demokrasiye ve demokratikleşme yönündeki adımlara hiçbir değer izafe etmediklerini ortaya koyuyorlar. Aslında, 1946-50'nin bir karşı devrim olduğu kurgusu, 19'uncu yüzyıla kadar giden bir tarih anlatımıyla birleşiyor.

Nasıl birleşiyor?

Buna göre, 19'uncu yüzyılda Türkiye'yi yönetenler, özellikle Tanzimat'la ve de İngilizlerle yapılan Baltalimanı Ticaret Sözleşmesi'yle, Türkiye'yi kapitalizme ve emperyalizme açtılar. Bir şekilde ülkeyi sattılar. Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat ricali, yarı sömürgeleşme sürecinin başlatıcıları oldular. Bu kurguda, 19'uncu yüzyılda yapılan modernleşme reformları, Türkiye'nin gelişmesi, modern devletin bazı elde ettikleri göz ardı edilir. Aksine, Türkiye'nin gitgide emperyalizme bağımlılığın çukuruna yuvarlandığı kabul edilir. İşte Doğan Avcıoğlu'nun 1960'lardaki ünlü 'Türkiye'nin Düzeni' kitabı, bütün bu süreçleri bir gelişme ve ilerleme öyküsü olarak değil, bir felaket öyküsü olarak ele alır. Sonra Mustafa Kemal önderliğinde Kemalist devrim olur. Türkiye'yi bu çukurdan çıkarır, emperyalizme bağımlılığını kırar ve dünya kapitalist sisteminin dışında duran ve kendi yağıyla kavrulan otonom, otarşik ve devletçi bir cumhuriyet kurar. Bu kurguya göre...

Bu dönem nasıldır peki?

Türkiye'nin biricik aydınlık dönemidir bu. Ama Kemalist devrimin devamı olan tek parti rejimi, 1945 sonrasında çokpartili hayata geçmeye zorlanır. Komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının oluşturduğu gerici hâkim sınıflar, cahil halkı aldatarak, onların oyunu alarak iktidara gelir. Kemalist devrimin kazanımlarını yıkmaya girişirler ve Türkiye'yi tekrar ABD nüfuzu altındaki dünya emperyalist sisteminin bir parçası yaparlar.

Demokrat Parti'nin iktidarı Türkiye'de neleri değiştirdi?

Sosyal ve ekonomik çok şey değiştirdi. Türkiye'nin otarşik, devletçi kalkınmacı model içine hapsolmuşluğunu kaldırdı. Türkiye'yi hızlı ve keskin bir şekilde pazar ekonomisinin, dünya kapitalist sisteminin içine soktu.

DP halkın isteklerine cevap verebildi mi?

Tarımda makineleşme, Kore Savaşı'nın tarım fiyatları için yarattığı elverişli dış konjonktürle birleşti ve tarım kesimi çok rahatladı, cebi ciddi para gördü. Tarımın ticarileşmesi ve kapitalistleşmesi çok önemli bir ekonomik atılımdır. Bu, birkaç on yılın durağanlığından çıkış anlamına geliyor. Gerçi bu arada dış borçlar çığ gibi büyüdü, dış ödemeler dengesi krizleri patladı ama şu çok açık. 1950'den sonra Türkiye, dünya kapitalist sisteminin, piyasa ekonomisinin bir parçası olarak kendi içine kapalı otarşik konumuna kıyasla çok daha hızlı gelişti. Ayrıca iki partinin ve işleyen bir seçim sisteminin olması, halkı siyasetin içine çekti. Partiler, politikacılar, mitingler, parti teşkilatları derken, Türkiye'de halk siyaseti öğrenmeye başladı, halk siyaset sahnesine çıktı. Demokratik yaşam tecrübesi elde edilmeye başlandı. Sonuç olarak 50'li yıllar, siyaset alanını derin devletten özerk bir hale getirdi. Ama bu, çok uzun sürmedi.

Niye uzun sürmedi?

Çünkü politik çoğulculaşma popülizmle el ele gitti. Yukarıdan aşağıya modernleşmeci bir elitizmin yerini, bu kez kitle dalkavukluğu, halk dalkavukluğu aldı. Bu popülizm çok kötü şeyler de yaptı. 1955'teki 6-7 Eylül olayları popülist milliyetçiliğin ürünüdür. Bu arada dış borç yükünün artması ve dünyada tarım fiyatlarının aleyhe dönmesiyle, 1951-53'ün hızlı ekonomik büyümesi de sona erdi ve ekonomik sıkıntılar baş gösterdi. Büyük bir çoğunlukla iktidara gelen DP gitgide antidemokratik davranmaya başladı ve bu sefer demokratik muhalefet CHP'ye kaydı. 1954 seçimlerinden sonra halkın DP'den soğuması, CHP'nin güç kazanması daha da belirginleşti. DP paniğe kapıldı.

Peki ne yaptı?

İktidara yapışma eğiliminin işaretlerini vermeye başladı. 1957 seçimlerinde seçim sistemini değiştirdi. 1957 seçiminde CHP büyük oy patlaması yapmıştı. DP'yle CHP'nin oyları başa baş geldiği halde ekseriyet sistemindeki büyük haksızlık sayesinde DP parlamentoda eskisinden de ezici bir çoğunluğa sahip oldu. Gitgide parlamento çoğunluğuna dayalı faşizan bir gidişin sinyallerini verdi. Yani iktidara gelmesiyle Türkiye'de demokratik bir açılımı temsil eden Demokrat Parti, her zaman bir demokrasi meleği olarak kalmadı. Seçimle iktidarı kaybetmekten o kadar korktular ki... Demokrasi savunuculuğundan, mümkünse CHP'yi kapatmaya, mallarını müsadere etmeye yöneldiler.

27 Mayıs olmasaydı seçimler yapılacaktı. Yapılsaydı ne olurdu?

Seçimler yapılsaydı, CHP iktidara gelirdi. Bütün belirtiler bunu gösteriyordu. Muhalefetin çığ gibi büyüdüğünü, DP'nin muhalefette kalacağını gösteriyordu. DP'nin kesinlikle seçimleri yaptırmayacağını ve iktidarı terk etmeyeceğini söylemek, 27 Mayıs'tan başka çıkar yol yoktu demek asla mümkün değildir. 1960 koşullarında iktidara ilelebet yapışma olasılığı yoktu aslında. Demokrat Parti'de de böyle bir kapasite yoktu. DP öyle çok hegemonik, monolitik bir yapıya sahip, muazzam kadroları olan bir faşist ya da komünist parti falan değildi. Liderliğinin diktatoryal eğilimleri vardı ama DP mutlaka parçalanırdı. Zaten parçalanmalar da olmuştu. DP keşke demokratik yoldan tasfiye edilebilseydi... Zira 27 Mayıs kendisiyle sınırlı kalmadı, diğer darbeleri kolaylaştırdı.

Peki o dönemde halkın bir darbe talebi var mıydı?

Hayır. Zaten Türkiye'de hiç darbe olmamıştı. 1908 ve 1913 Babıâli Baskını çok gerilerdeydi. Geniş kitlelerin umutları CHP'ye ve İsmet İnönü'ye yöneliyordu. Ama bazı elit, entelektüel, sol, Kemalist, Marksist çevrelerde darbe umudu vardı. Askerlerin hoşnutsuz olduğu yolundaki en küçük dedikodu sevinçle karşılanıyordu.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:50 am

Cep telefonu nelere kadirmiş

Önceki akşam ‘Hatırla Sevgili’yi izlerken bir ara çok sıkıldım. Dizide Ahmet ile Yasemin bir türlü buluşamayınca, Yasemin Ahmet’e hamile olduğunu söyleyemedi ve Ahmet de her şeyden habersiz Amerika’ya gitti. O an cep telefonlarının aslında hayatımızda ne kadar çok şeyi değiştirdiğini anladım.

Diziyi birlikte izlediğim bir arkadaşım 1988 yılında kız arkadaşı Amerika’ya gidince onu arayabilmek için ankesörlü telefon kulübesi önünde sıra beklediğini, kız arkadaşına ulaştığında ise çok sınırlı konuşmak zorunda kaldığını söyledi. Düşündüm geçekten çok zormuş o yıllar. Yanlış anlaşılmalara müsait, ayrılmaların anlamsız olduğu yıllarmış. Ama başka birtaraftan da aşkların aslında çok daha sonsuz olduğu, daha saf ve temiz sevgilerin olduğu yıllarmış. Belki cep telefonu yokmuş ancak insanlar sevdiği insanı düşünürmüş hep, başkalarına bakmazmış. Her şeye rağmen cep telefonları hayatımızı kolaylaştırdı.

‘Hatırla Sevgili’ye dönecek olursak beni sinirlendiren şey şu. Bundan sonra belli ki Ahmet ve Yasemin hayatlarını körü körüne başka insanlarla birleştirecek, yazık olacak. Gerçek hayatta da sık karşılaştığımız böyle gereksiz ayrılıklar olmasa daha iyi olacak ama o da hayatın bir parçası, yapacak bir şey yok.


Star-Mehtap ALTINOK
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:50 am

AKP'den Demokrat Parti'ye vefa borcu

Erdoğan ve Gül'ün ardından Hatırla Sevgili dizisinin hayranları arasına giren Çelik, DP'ye vefa borcunu ödemek için bakanlıkta bir salona eski bakan "Tevfik İleri"nin ismini vereceklerini söyledi.

Adnan Menderes'in idamının anlatıldığı, atv'de yayınlanan "Hatırla Sevgili" dizisine kabine üyelerinin gösterdiği büyük ilgi AK Parti'nin Demokrat Parti hayranlığını ortaya çıkardı. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ardından Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de izlediği tek dizinin Hatırla Sevgili olduğunu söyledi.



SADECE DİZİ DEĞİL

Demokrat Parti'ye AK Parti'nin ilgisi, 'Hatırla Sevgili' dizisiyle de sınırlı değil. Bakan Çelik, 27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada'da yargılandıktan sonra müebbet hapse mahkûm edilen ve 49 yaşında cezaevinde yaşamını yitiren Demokrat Parti'nin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'nin ismini de bakanlık merkez binasında bir salona vermeye hazırlanıyor.
Hrant Dink'in öldürüldüğü gün Erdoğan'la birlikte Tevfik İleri'nin Ankara'daki evine gidip eşi Vasfiye Hanım'ın eliniöptüklerini anlatan Çelik, Menderes hükümetlerinde 3 kez Milli Eğitim Bakanlığı yapan İleri'nin ismini, eğitime büyük katkılarda bulunduğu ve hiçbir somut suçu olmamasına rağmen Yassıada'da müebbete mahkûm olması nedeniyle yaşatmak istediklerini söyledi.

Devletin idam ettiği üç insandan özür dilediğine dikkat çeken Çelik, şöyle konuştu: "Menderes, Polatkan ve Zorlu'ya devlet resmen 'pardon yanlış yapmışız' dedi. Yanlışın neresinden dönülürse kârdır. O insanların arkasında kalanlar bir vesile ile de olsa suçlu, hırsız mücrim (hadislerde günahkâr-suçlu) olmadıklarını anlasınlar. İleri, Yassıada'ya götürüldüğünde çocukları kirada oturuyordu. Kızına iş vermediler. Arkadaşları aralarında para toplayarak çocuklarına ev aldı." Çelik, AK Parti ile Demokrat Parti'nin, tek başına iktidara gelmeleri açısından benzediğini söyledi.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:51 am

Beyaz camda adam asmaca

Aynı gece iki ayrı dizide de asılma sahnesinin bulunması Saddam Hüseyin için başlayan tartışmayı akıllara getirdi.
SADDAM Hüseyin’in idam görüntülerinin dünya medyasında yer almasından sonra başlayan asılma görüntülerinin yayınlanması tartışmasına bir yenisi daha eklenecek gibi görünüyor. Önceki gece ekranlara gelen iki dizide birden asılma görüntüleri vardı. Show TV’de yayınlanan ‘Yaralı Yürek’ dizisinde Vildan Atasever’in canlandırdığı ‘Beyaz’ karakterinin intihar sahnesi dikkat çekti. Töre yüzünden kendini ağaca asan Beyaz son anda annesi tarafından kurtarıldı. atv’de yayınlanan ‘Hatırla Sevgili’de ise Adnan Menderes’in idam sahnesi yer aldı. Vildan Atasever ve Menderes’i canlandıran Hüseyin Avni Danyal bu sahnelerin kendileri için zorlu geçtiğini söylediler.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:51 am

Muayene sahnesi yok

HATIRLA Sevgili dizisinde en fazla merak edilen, Adnan Menderes'e idamı öncesinde yapıldığı iddia edilen "prostat muayenesi sahnesinin" yer alıp, almayacağıydı. Cuma günü ekrana gelen yeni bölüm, Menderes'in idamını anlatıyordu. Ancak muayene sahnesi yer almadı. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi; iddianın hukuken kesinlik kazanmaması, ikincisi ise dizi yapımcılarının Menderes ailesini incitmekten kaçınmaları. Ancak son bölümdeki idam sahneleri de, gösterilen tüm özen ve duyarlılığa rağmen Adnan Menderes'in hayatta kalan aile üyeleri ve yakınları için "tahammül edilmesi zor" karelerdi. Menderes, idam sehpasına doğru yürürken, etrafında onu destekleyen, moral veren, tezahürat yapan seçmenlerinin ve sevenlerinin bulunduğunu hayal etti. Yüzünde bir tebessüm oluştu. (Bu gülümseme tarihi fotoğraflarda da yer alıyor. Senarist ve yönetmen açısından çok başarılı bir çözümleme) Ancak bunun bir hayal olduğunu anladığında Adnan Menderes çöküyordu. İdam sahnesi ise gerçekten yürek paralayıcıydı. Tekmeyle devrilen tabure, titreyen ve daha sonra hareketsizleşen ip, göğe yükselen bir martı... Allah bir daha böylesini bu millete göstermesin!.. Bir daha hiçbir sevgili böyle bir olayı hatırlamasın...
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:53 am

AZAN ÖZCAN'ın yazısı:

Hatırla Sevgili dizisinin müzikleri İstiklal Caddesi'nde ve mahallelerde yankılanıyor. Müzikleri hazırlayan eski Grup Yorum'lu Kemal Sahir Gürel, devrimci gelenekten gelmenin diziyi ve müzikleri daha iyi anlamayı sağladığını söylüyor.


Beyoğlu'nun girişindeyken daha kulağımıza 'Zor Yıllar' çalınıyor, devam ediyoruz bu sefer 'Gündoğdu', Galatasaray'a gelene kadar 'Hatırla Sevgili' dizisinin soundtrack'inden daha üç parça sayıyoruz. En son en havalısı oluyor. 'Hatırla Sevgili' çalarken, caddede yürüyen bir genç adam yanındaki sevgilisini belinden tutuyor, iki dans figürü yapıyorlar ve gülerek yollarına devam ediyorlar. 'Hatırla Sevgili'nin müziklerini yapan Kemal Sahir Gürel'e bunu anlatınca, yalnızca gülümsüyor. Daha öncesinde 'Aşka Sürgün', 'Sultan Makamı', 'Yandım Ali' gibi dizilerin ve filmlerin müziklerini, Kazım Koyuncu, Gökhan Birben gibi sanatçıların albüm düzenlemelerini yapan Gürel, belli ki buna pek alışık. Önümüzdeki günlerde bunun gibi şeyler yaşayacağı da kesin. Çünkü şimdilerde yeni yayınlanmaya başlayacak 'Elveda Rumeli' dizisinin ve yakında vizyona girecek Hüseyin Karabey'in filmi 'Gitmek'in de müziklerini hazırlıyor. Ama önce Erdal Güney, Hüseyin Yıldız'la birlikte kotardıkları 'Hatırla Sevgili'nin keyfini sürmek var.
Daha dizi bitmeden müzikleri yayınlanmaz ama...
Dizi yayınlanmaya başladıktan iki ay sonra 'Zor Yıllar' ve 'Yaralı Kalbim', Youtube'da bir milyonun üzerinde izlenmiş, yoğun bir cep telefonu indirmesi olmuş. Yaptığımız müziğin formatının düşürülerek ya da korsan yayınlanması bizi rahatsız ediyordu. Bu kadar ilgi görüyorsa orijinali olsun istedik. Bu öngörümüz de yanlış çıkmadı. Şu anda 40 binin üzerinde satışlar.
Neye bağlıyorsunuz diyeceğim. Hikâyenin ve müziğin naif olması mı, müziğin eski olması mı?
Dizilerin çoğu mafya, polisiye, ağa dizileri. 'Hatırla Sevgili' bütün o dizilerden daha farklı. Demokrat Parti dönemiyle başlıyor ve 80'lere kadar geliyor. Geçmişte var olanı ifade eden, yeni nesiller açısından yaşamadıkları şeyleri öğrendikleri, Deniz Gezmiş kim, Adnan Menderes niye asıldı gibi soruları sordukları, yakın tarihi öğrendikleri bir dizi. Yalnızca tarihi de değil, üçlü bir aşk hikâyesi de var. Bu nedenle birçok insanın ilgisini çekiyor. Daha yaşlı kuşaklar için nostaljik sayılabilir, o eski yıllara dönüp o duyguları tatmak olabilir. Müziklerin bu kadar beğenilmesinin nedeni o dönemlerin sound'u ekseninde yeni bir şarkı yaratabilmemiz olabilir. 'Zor Yıllar' gibi. 'Eskitme' bir müzik olmakla birlikte yeni bir duyarlılıkla yaratılıyor olması olabilir.
Dizi yakın tarihi anlatırken aslında yakın tarih müziğine de dokunuyor.
Bir müzik kesiti olarak baktığımızda iki müzik var. Türk halk müziği ve sanat müziği var o dönemde. Gelişen toplumsal muhalefetle ve gelişen devrimci dalga ile beraber, insanlar bir şekilde yaşadıkları şeyleri şarkıya dökmek istiyorlar. Yaparken kimilerinde yeni bestelerinden faydalanıyorlar, kimileri de türkülerden yararlanıyor. 'Olur mu?' Plevne türküsünden uyarlama. O dönemde bizzat devrimci ozanların bir şekilde ürettiği şeyler var: Mesela Gündoğdu. Sonra Ruhi Su'nun 'Zahit Bizi Tan'eyleme'si. Bundan sonraki bölümlerde 'Nurhak' ve 'Şarkışla' da gelecek. Denizlerin idam sürecinde söylenmiş şarkılar. Albümde de o dönemdeki devrimci şarkılar ile dönem olarak sanat müziği şarkısı arasında bir tarzın olması, aslında bu müziği ayrık ve sevimli hale getiriyor. Hem dönem müziğini hem muhalif müziği yakalamak bir şekilde ve sunmak bir sürü insanı da yakalamamızı sağladı.
Siz 'Sultan Makamı', 'Aşka Sürgün' dizilerinin 'Son Osmanlı Yandım Ali'nin de müziklerini yaptınız. 'Hatırla Sevgili'nin müziklerini yapmayı kabul etmenizdeki ana sebep neydi? Eski Grup Yorumcu olmanızın etkisi var mıydı?
O dönemi tabii ki o gelenekten gelen insanlar daha iyi ifade edebilir. Belki o sorumluluğu, o hevesi hissettik. Bir başkası ne derece özenli yapardı bilmiyorum. Bugün Şeyh Bedrettin filmi yapılsa onun müziklerini de seve seve yaparım. Yalnızca bir müzik grubunda yer almış olmak değil, o dönemi de yaşadık. 80 dönemi muhalefetinin içinde yaşayarak o kültürle donanmak önemli tabii. Ama ben 70'lerde yani çocukluğumda bile, dışarıdaki muhalefetten haberim yokken, Seldalar, Livaneliler dinlerdim. Kulağıma dolan seslerden ben de onlar gibi hissetmeye çalışırdım. Yani Grup Yorum öncesini de devrimci gelenekten çok ayrı yaşamış değilim. Ama Grup Yorum'da etle kemiğe büründü. Hem tarihi hem de o müziği iyice tanıyorsunuz. Mesela 'Gündoğdu' benim daha önce de çalıştığım bir parçaydı. Grup Yorum'un 'Marşlarımız' albümünde.
Oradaki faşist burada yanki olmuş.
Tam orijinalini biz de bilemiyoruz. Mesela 'Sobalarında Kuru da Meşe Yanıyor Efem'i de uyarlamışlar: 'Mahir Yoldaş Uzanmış da Yatıyor' diye. Çoğu halk türkülerinden uyarlanmış olduğu için orijinali pek bilinmiyor.
Çocukluğumda da ilgiliydim dediniz. Hem müzik hem politikayla mı?
Etrafımda sosyal demokrasiye inanan akrabalarım ve insanlar vardı. Giresunluyum. Annem ev hanımı, babam memurdu. Altı kardeştik, ben sondan bir önce. Benim müzik merakı muhtemelen anne tarafından gelmiş: Dayıların çoğu imam! Sesleri müziğe yatkındı. Biri çok güzel saz çalıyordu. Kardeşlerin hepsi bir şeyler çalardı. Oturur türkü söylerdik hep birlikte. Liseyi zor bitirdim. Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Konservatuarı Türk Müziği'ne girdim, bağlama ve kaval üzerine yoğunlaştım. Kurslarda bağlama hocalığı yaptım. Türk Folklor Kurumu'nda öğrenim gördüm bağlama hocalığı yaptım. Sonra İTÜ Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü'ne girdim. O yıllarda halk danslarının seslendirilmesinde çalışmalarım oldu. Davul zurna formatından çıkarıp orkestra formatına dönüştürdük. Sonra da Grup Yorum oldu.
Kaç albüm yaptınız Grup Yorum'la?
'Sıyrılıp Gelen'den 'Boran Fırtınası'na kadar. 12-13 albüm gibi.
Neden ayrıldınız peki?
İnsanlar tercihini yapar ve grupla birlikte yürümek istemez. Bu tercihin de çok özel anlamlandırılması gerekmez.
Niye artık bu tür siyasi şarkılar yapılmıyor?
Genel olarak hayatı karşılamak gerekiyor. Hep bilindik tarz ve kalıplar üzerinden gitmekten kaynaklı olabilir. Kendini yenilemeyince insanlar da istemiyor. Yeni nesiller geliyor ve o notalar onların koca zekalarına yetmiyor. Tabii ki onların da donanımsızlıkları var ama biz savunma mekanizmamızı onlar bizi anlasın diye geliştirirsek, çaresiz kalırız. Koca koca devrimci ozanların salonları dolduramaması, albümlerinin satamamasının nedeni hayat karşısında kendilerini yenileyememek. Galip gelen hayat yani.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:54 am

Hatırla Sevgili senaryoları okudum tatilde...

Günce-Can Dündar
06.03.2007

Bu kez kitap değil, Hatırla Sevgili senaryoları okudum tatilde...
Biliyorsunuz, dizinin ilk dönemi tamamlandı. 27 Mayıs dönemi aşıldı.
Ve gördüğüm kadarıyla dizinin müptelaları oluştu bu zaman içinde...

Size yeni dönemden haberler vereyim:

Yeni dönem 1966’dan açılıyor.

İlk bölümlerde izlediğiniz çocuklar büyümüş, üniversite çağına gelmiş oluyor ve 1968 kuşağının öyküsü başlıyor.

50’lerde iki aile arasındaki DP-CHP gerilimi 1960’larda AP-CHP gerginliği olarak sürüyor. Ordu içinde kaynamalar, cuntalar, darbe girişimleri yaşanıyor. Ve efsanevi 68 kuşağı 12 Mart’la dizginleniyor.

İşin bildiğiniz yanı bu...

Tabii dizinin kahramanlarının öyküsü de aynı nahiflikte devam ediyor

Oyunculuk, yönetim konusunda bir şey söylemek bana düşmez; ama senaryoyu gerçekten beğeniyorum.

Dönemin siyasal, toplumsal fonu kadar, ön plandaki insan hikayelerindeki yaklaşımı da müthiş özenli ve sıcak buluyorum.

Geçen hafta bütün ekiple yeni dönem toplantısı yaptık.

68’lileri oynayacak yeni gençlerle tanıştık.

Sanki Türkiye’nin son 3 kuşağı bir dizi içinde buluşmuş gibiydi.

İlerde Yasemin’in kızı büyüyecek, bizim kuşağın, 78’lilerin arasına karışacak.

Ve böylece bizim gençlik öykümüz de dizinin öyküsüne karışacak.



Aslında hoş bir tesadüf oldu ve dizide anlatılan dönemi belgeselleştirdiğimiz “12 Mart”ın DVD’li kitabı tam bu hafta yayınlandı.

Kitabın çıktığı haberini yurtdışında aldım. Yoldan geldim ve aylardır hazırlandığımız kitaba kavuştum.

Bunun nasıl bir doğum sevinci olduğunu herhalde kendi kitabınız çıkınca anlayacaksınız.

“Basından”da çıkan haberlerde görmüşsünüzdür; dizinin oyuncuları çoğunlukla dönemi Demirkırat’tan öğrendiklerini, orada izledikleri görüntüleri taklit ettiklerini söylüyorlardı.

2 yılımızı verdiğimiz belgeselin bugün kıymete binmesi ne kadar sevindirici...

Şimdi de 12 Mart’taki bilgiler dizinin senaristlerine, oyuncularına ulaşacak, tarihi karakterler dizi karakterleri olarak karşımıza çıkacak ve belgesel hep umduğum gibi tarih heyecanı uyandırma işlevini yapmış olacak.
Daha ne isteyebilirim ki..
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:55 am

ı nisan ayında ATV Genel Yayın yönetmeni Sayın Mehmet Tezkan’ı ziyaret ettim.
Kendisine iki öneride bulundum:


2005 yılının, 6 Eylül 1955 olaylarının 50 inci yılı olduğunu dikkate alarak Yassıada’daki bir hukuk skandalı olan 6-7 Eylül Davası’nın küçük bir duruşma salonu düzenlenerek canlandırıl-masını ve bu olaylarla ile ilgili olarak gerçeklerin ortaya çıkarılmasını önerdim.

Önerim şu açıdan çok önemli idi. 1995 yılında, olayların kırkıncı yılında, bir Amerikan senatörü (D’Amato) ABD Senatosu’na bir önerge vermiş ve Yassıada davasını tanık belge olarak göstererek olayların Anti-Greek Riots (“Rum Karşıtı Nümayiş”Wink yerine, “pogrom” olarak tanımlanmasını istemişti. Ermeni Soykırım iddiası gibi ama ondan daha da “sözde” bir tanımlama. Çünkü “pogrom”, Sovyet öncesi Rusya’da güvenlik güçlerinin hükümetin emriyle azınlıklara karşı giriştikleri kitlesel katliamı tanımlayan bir sözcüktür. 6 Eylül’de ise, bırakınız kitleseli, tek bir katil olayı dahi yoktur.

Amacım ellinci yılda, Türk medyasının her yıl 6 Eylül günü çok yanlış biçimde yansıttığı, bu olaylar hakkında gerçeklerin ortaya çıkarılması ve alnımıza haksızca sürülen pogrom lekesi-nin temizlenmesi idi.

İkinci önerim, 7 Ocak 2006 tarihinin Demokrat Parti’nin 60 ıncı kuruluş yıldönümü olduğu için, özel bir “Demokrat Parti Siyaset Meydanı Pogramı”nın düzenlenmesine ilişkin idi.

Beni uzun uzun ve dikkate dinleyen Sayın Mehmet Tezkan, “Ali Ağabey (Kırca) ile görüşüp sizi arayım” dedi. Aramadı. Dolayısı ile ATV ne 50 inci ne de 60 ıncı yıldönümleri için bir program düzenledi. Ama 6-7 Eylül 2005 günleri, her yıl olduğu gibi, Sabah köşeyazarları olaylar ile ilgili olarak yine yanlış ve Türkiye’nin aleyhinde yazılar yazdılar.

Ardından “Hatırla Sevgilim” dizisi başladı, 2006 yılının son haftalarında.

Bu dizi hakkında 4 Ocak 2007 günü Hürriyet’te bir yazı yayımlandı. Kısmen alıntılıyorum:

“Hatırla Sevgilim' dizisi; Menderes, 27 Mayıs ve Yassıada”

“… Yakın tarihimizdeki olayları özellikle yeni nesillere anlatırken çok dikkatli olunması ve gerçeklerin büyük bir titizlikle işlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde hali yaşayarak geleceğe hazırlanan gençlere geçmişi ders almaları için öğreten tarihe ihanet edilmiş olunur düşüncesindeyim…

“Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geleneksel emir komuta zincirinin kırılarak bir grup silahlı subay tarafından yapılan 27 Mayıs darbesi artık bir çok bilim adamı tarafından enine-boyuna incelenmekte…

“Çok başarılı ve güzel insanların oynadıkları o sözünü ettiğim dizide 27 Mayıs’ın iyice incelenmeden işlendiği kanaatindeyim…

“Böylesine trajik bir olayı bambaşka bir pencereden bakarak, çekilen acıları, yıkılan yuvaları mağdurları suçlularmış gibi anlatarak mazur göstermek tarihi çarpıtmaktır düşüncesindeyim”

H.Emre OKTAY-İSTANBUL
(NOT: Sn Oktay’ın babası İstanbul Emniyet Müdürü Fuat Oktay idi. Yassıada’da vefat etti)
DİZİNİN DANIŞMANLARI: SN. YILMAZ KARAKOYUNLU VE SN. CAN DÜNDAR

Hatırla Sevgili dizisinin danışmanları Sn Karakoyunlu ile Sn. Dündar bana göre sabıkalı iki yazar. İkisinin de ortak iki özelliği var:

Gerçek olay ve kişileri kullanarak ve gerçekleri çarpıtarak roman (masal) yazmak.

Sn. Karakoyunlu “Güz Sancısı” başlıklı romanında 6 Eylül 1955 gününü ve Celal Bayar, Adnan Menderes gibi kişileri yazmış ancak olayları keyfine göre değiştirmiş ve çarpıtmıştır.

Sn. Dündar ise çok sayıda baskı yapan “Sarı Zeybek” kitabında 20 Kasım 1937 gecesinin masalını şöyle yazmıştır:

Bölüm başlığı:

20 Kasım 1937
‘Doktorumu terk ederim, rakımı terk etmem’


“… 20 Kasım gecesi Çankaya Köşkü’nde o bildik sofralardan biri kurulmuş ve yine her zamanki gibi sabaha karşı dağılmıştı. Ama Atatürk, konuklarını uğurladıktan sonra odasına çekileceği yerde… havuz başında tek başına oturmaya…oturduğu yerde uyuyakaldığını…alıp yatağına yatırdılar.”

Bu da 20 Kasım 1937 gecesi ile ilgili gerçek:

ATATÜRK 20-21 Kasım gecesi, 12 Kasım’da başladığı uzun ve yorucu Güney Doğu gezisinden, geceyarısı, trenle dönmüş ve istasyondan Çankaya’ya çıkarak istirahata çekilmişti.

20 kasım gecesi ne o bildik sofralardan biri kurulmuştu, ne konuklar vardı ne de rakı ! ATATÜRK ile alkol ilişkisini, son derece abartarak, gerçek boyutunun dışına taşıyarak, ilk kez Şevket Süreyya Aydemir, yazmıştır; İkinci Adam sayfa 514. Sn. Dündar sürdürüyor.

Sn. Karakoyunlu ile Sn. Dündar’ın ikinci ortak özelliği, yazdıkları bir yanlışa ısrarla yapış-maları ve uyarılmalarına rağmen düzeltme yoluna gitmemeleridir.Okura saygı?

Bu uzun giriş’ten sonra geliyorum Hatırla Sevgilim’e… Sayın Karakoyunlu ile Sayın Dündar dizinin danışmanları. Böyle olunca, 60 ıncı kuruluş yıldönümünde Demokrat Parti için bir Siyaset Programını çok gören atv, ortaya hıçkırıklı (melodramatik) ve gerçekleri göz ardı eden sanal bir “27 Mayıs-Yassıada” dizisi çıkarmıştır.

Ben 6 -7 Eylül davasının canlandırılması için dizidekinden çok daha küçük bir duruşma salonu önermiştim. Sn. Tezkan ise “Çok pahalı olur” demişti. Dizideki salon ise çok daha pahalı bir yatırım olmuştur.

“Hatırla Sevgili” dezenformasyona dayalı kötü bir dizidir. Çünkü;

• Demokrat Parti ile ilgili gerçekleri çarpıtmakta keyfi olarak değiştirmektedir. Bunda Sn. Karakoyunlu’nun uzmanlığından yararlanmış olmalılar.
• Duruşmalarda sanal tanıklar konuşturulmakta, gerçek yargıç ve savcılara gerçekdışı sözler söyletilmektedir. Bunlar yanlıştır. Tarihi değiştirmektedir.
• Yassıada’da kendini asarak intihar eden bir milletvekili yoktur.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama gereksizdir.

Dizide; hiç kimsenin, 27 Mayıs’ı yapanların da bu olayda cezalandırılanların da hatırlamak istemedikleri olaylar, danışmanların ortak üslubuna uygun biçimde, değiştirilerek gösterilmektedir. İntihar eden milletvekilinin kızı yaşında bir kız arkadaşı vardır. Yassıada’ya gelerek tanıklık yapmış hemen ardından milletvekili intihar etmiştir.

Yassıada’da böyle bir olay yaşanmamıştır.

27 Mayıs’ı, Yassıada’yı ve kurduğu partinin seçilmiş tüm milletvekillerinin karşı karşıya getirildikleri durumu bir onur sorunu olarak kabul eden Bayar’ın bir intihar girişimi vardır.

Diziyi izleyen genç kuşaklar Bayar’ın intihar girişimini ve nedenleri öğrenemeden tanık kız arkadaşı ve intihar eden milletvekilini hatırlayacaklardır. Başka anlatımla, gerçeği öğrenme-miş, gerçek olmayanı ise gerçekmiş gibi algılamış olacaklardır. Tıpkı 20 Kasım 1937 gecesi ATATÜRK’ün sabaha kadar rakı içip havuz başında sızdığı iddiası örneğinde olduğu gibi.

Hiç kimsenin, buna atv de dahildir, tarihi gerçekleri değiştirmeye hakkı yoktur. 27 Mayıs ve Yassıada ile ilgili tarihi gerçekler şunlardır. Hiç biri dizide yer almamıştır:

• Sayıları 20 -30 dolaylarında binbaşı-yarbay rütbesinde subay, 27 Mayıs 1960’dan en az bir yıl önceden başlayarak, CHP’nin de desteğini sağlayarak (tanık: Nihat Erim’dir) bir darbe hazırlıklarına başlamışlar ve olmayan ihtilal ortamını adım adım oluşturmuş-lardır. Dizide bu acı gerçek hiçbir şekilde ortaya çıkmamıştır.
• Anılan subaylar son anda aralarına beş general almışlar, 26-27 Mayıs gecesi Ankara ve İstanbul radyoevlerini ele geçirmişler ve ellerinde tutabildikleri için de (Talat Aydemir’in yapamadığı) darbeyi başarıya ulaştırmışlardır.
• Darbenin meşruluğunu kanıtlayabilmek için Muammer Aksoy’un 27 Mayıs’tan he-men sonra 1 Haziran 1960 tarihli FORUM dergisinde yayımlanan önerileri doğrultu-sunda, Sovyetlerin 30’lu yıllardaki tasfiye operasyonundan sonra sahneledikleri Açık Duruşmalar’ı anımsatan, bir hukuk rezaleti olan Yassıada dramı düzenlenmiştir.
• Yassıada öylesine hukukdışı bir olaydır ki, 5 Ocak 1961 günü Menderes ve Zorlu 6-7 Eylül Olayları davasında DP İstanbul örgütünü kullanarak olayları tertiplemekten mahkum edilmişler, bir gün sonra, 6 Ocak 1961 günü; olaylar esnasında, 1955 yılında, Demokrat Parti İstanbul il başkanı Orhan Köprülü, Devlet ve Milli Birlik Komitesi Başkanı Gürsel’in kontenjanından onur üyesi olarak Kurucu Meclis’e girmiştir…

Bu akıldışı darbe ve hukuk skandalı sonunda üç büyük adam katledilmiştir.

İşte onun için “BÖYLE HATIRLAMA SEVGİLİM” diyorum…

Hele hele bir sabun operası niteliğinde hıçkırıklı bir “light dizi” ile…

“27 Mayıs – Yassıada” olayı sabun operalarını hatırlatan romanımsı bir dizi olmamalı, ciddi bir belgesel olarak irdelenmelidir.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:56 am

HATIRLA SEVGİLİ” OYUNU!

İstanbul Televizyonlarından birinde Cuma geceleri bir dizi yayınlanıyor haftalardır. Gerçekten iyi kurgulanmış ve kaliteli oyunculukların sergilendiği bir dizi. Adı da “Hatırla Sevgili”. İlk bölümünden bu yana izliyorum. Dizideki konu ağırlığı sözüm ona bir “aşk öyküsü” üzerine kurulmuş. Sözüm ona diyorum çünkü bu dizi son iki haftadır ciddi olarak “siyasal bir dönemin” yargıcı kesildi. 27 Mayıs “devrimine” hakaret bir yana, o dönemde olan bitenlere öylesine “tek yanlı” bakmaya başladı ki, koskoca İsmet Paşa bile son bölümde “zavallı, aciz, işe yaramaz” biri gibi gösterildi.

27 Mayıs mahkemesinin dizideki karşılığı adeta “faşist bir cunta mahkemesi” gibiydi. Tabii ki idamları savunmam. Ancak 27 Mayıs’a giden yolda Demokrat Parti’nin kendini halkın üzerinde gören tutum ve davranışlarını, “vatan cephelerini”, basına açık sansürü, polis devleti küstahlıklarını da unutmaya hiç niyetim yok. Her konuyu, karşıt düşünenlerle uygarca tartışırım. Lakin özellikle 1955–1960 arası fütursuzluklarını, genç kuşaklara TV marifetiyle ve üstelik “aşk” gibi üstün bir duyguyla yutturmaya çalışmak, her şeyden önce insanın kendi tarihine ihanetidir. Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamları ile Celal Bayar’ın “idamdan kurtulması” tarihçilerin incelemesi gereken bir konudur. Ancak 12 Mart ve 12 Eylül’de olan bitenlerin sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’nin “yediği kazıklarla”, 27 Mayıs sorması hazırlanan Anayasa’nın sağladığı gerçek özgürlük ortamını da iyi analiz etmek gerekir. Özellikle 12 Eylül sonrası Türkiye’nin girdiği yozlaşma süreci, köşe dönmecilik, “birden bire” zengin olma yöntemleri, aynaya bakmayan naylon cücelerin sanal yükselişi, yabancı sermaye şakşakçılığı, misyonerlikteki artışlar, yurttaşa oynanan kredi kartı ve hipermarket tuzakları ve en korkuncu basının “yozca medyalaşması” yaşandı. Üstelik 12 Eylül öncesine bakıldığında da,

Türkiye’nin aydınlık beyinli nice solcu veya sağcı ama genç nice insanları öldürüldü. Tarihsel unutkanlık bence bir milletin ve devletin sonunu hazırlayan en önemli faktördür.
Ahmet ile Yasemin, dizinin ilerleyen bölümlerinde “ne halt” ederler bilemem ama ben izlemeye devam edeceğim. Umarım “Hatırla Sevgili” dizisi ilerleyen bölümlerinde “Sakın Hatırlama Milletim” dizisine iyice dönüşmez!
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:57 am

'Hatırla Sevgili'' dizisine plaket

Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, çevre bilincine katkısı ve ormancılık mesleğini gündeme taşıması dolayısıyla özel bir televizyon kanalında yayınlanan ''Hatırla Sevgili'' dizisi ekibine plaket verdi.Pepe, dizi ekibini Orman Genel Müdürlüğü bahçesinde kabul ederek, sohbet etti.

Kendisinin zaman sıkıntısı nedeniyle diziyi düzenli takip edemediğini, ancak eşinin seyrettiğini anlatan Pepe, yapımın Demokrat Parti'nin son dönemlerini güzel ve dramatik bir üslupla ekrana taşıdığını kaydetti. Pepe, dizideki orman işletme şefi karakterinin de bu mesleğin zorluklarını ve çevre duyarlılığını gündeme taşıdığını belirtti.

Bakanlığın çevre konusunda vatandaşların bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürüttüğünü anlatan Pepe, bu çalışmalarda en büyük desteklerinin televizyonlardaki yapımlar olduğunu ifade etti. Pepe, ''En iyi propaganda ve tanıtım hissettirmeden yapılandır. Bu açıdan televizyon dizilerine önemli görevler düşüyor'' dedi. Dizideki karakterin orman suçlarıyla mücadele ettiğini de kaydeden Pepe, bunun mesleğin zorluklarını izleyiciye gösterdiğini söyledi.

Çevre ve Orman Bakanlığı'nın çalışmaları hakkında da bilgi veren Pepe, hükümetleri döneminde orman suçlarında önemli ölçüde azalma olduğunu anlattı.

''GENÇLİĞİMDE ATA BİNERDİM''
Pepe, bir gazetecinin, ''seçim dönemlerinin orman alanlarında tahribatın en fazla yaşandığı dönemler olduğunu'' söylemesi üzerine, ''bu alanda suiistimalle asla izin vermeyeceklerini'' kaydetti.

Dizide orman şefini canlandıran oyuncu Volkan Karahasanoğlu'nun bu rol için at binme dersleri aldığını söylemesi üzerine, Pepe, ''Ben de çocukluğumda, gençliğimde ata binerdim. Ama şimdi çekiniyorum. Her ata da binilmez'' dedi.

Pepe, bir başka gazetecinin dizinin Demokrat Parti'nin son yıllarını anlattığını hatırlatarak, ''Yeni kurulan Demokrat Parti'nin ilk günlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna ''Demokrat Parti ile bugün kurulan Yeni Demokrat Parti'nin birbirine sadece harfleri benziyor. Zaten vatandaş nasıl değerlendirdiğini ortaya koyacaktır'' yanıtını verdi.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:57 am

'Tanınmıyorum, çünkü kendimi anlatamıyorum'
Hatırla Sevgili dizisindeki Kimse Bilmez şarkısıyla son aylarda yeniden adını duyuran Mehmet Güreli üretkenliğiyle tanınıyor. Geçtiğimiz hafta hem yeni albümü çıktı hem de sergisi açıldı.

Tam anlamıyla çok yönlü bir kişilik Mehmet Güreli (58). Şarkı söylüyor, resim yapıyor, film çekiyor, kitap yazıyor... Ve bunların hepsini aynı anda yapıyor. Hem de dünya üzerindeki en mütevazı kişiliklerden biri. Ömer Hayyam'dan alıntı yaparak yazdığı Kimse Bilmez adlı şarkısıyla yeniden keşfedilse de o hep aynı tempoda çalışıyor. Geçtiğimiz hafta İplerin Kopuşu adlı beşinci albümü piyasaya çıktı. Birkaç gün önce de Teşvikiye'deki Sungur Sanat Evi'nde 'Tutku ve Denge' adlı sergisi açıldı. Güreli ile Cihangir'deki, dört bir tarafı kitaplarla, CD'lerde ve resimlerle kaplı evinde üretim sürecini konuştuk.

- Albümünüzün çıkışıyla serginizin aynı tarihe gelmesi bir tesadüf mü?
- Evet, ama bu durum hoşuma gitmiyor. Hangi konuyu konuşacağımı unutuyorum. Albüm aslında yılbaşında çıkacaktı. Bu arada bir film yapıyordum. Peyami Safa'nın Selma ve Gölgesi kitabından uyarlama. Ara vermek zorunda kaldım. Böyle olunca resimlere biraz daha yoğunlaştım ve sergi çıktı.

- Şarkılarınızın sözleri oldukca kısa. Sizin için müzik daha mı önemli?
- Öncelikle müzik yapmaya çalışıyorum. Çünkü söyleyeceğim şeyleri başka yerlerde de söyleyebilirim. Şarkıya her şeyi yüklemek istemiyorum.

- Herhalde size en çok sorulan soru 'Ne şekilde çalışıyorsunuz?' oluyordur...
- Evet, çok soruluyor. Ama cevabını verebiliyor muyum, bilmiyorum. Örneğin bir albüm bittiğinde o şarkılar benim için artık bitiyor. Ve ben de yeni yapacağım çalışmaları düşünüyorum.

- Herkes zamansızlıktan şikâyetçi iken siz nasıl bu kadar iş yapıyorsunuz?
- 11 yıl gazetecilik yaptım ve bu sürede yayınevi kurdum, film çektim ve konserler verdim. Önemli olan, zamanı doğru kullanmak. Dört saat hiçbir şey yapmadan bir yerde oturanlar var.



- Bu kadar üretmenize rağmen çok tanınan biri değilsiniz. Sebebi nedir?
- Şu kadar tanınayım diye bir sınır çizemezsiniz. İnsanların beğenileriyle sınırlısınız. Ama ben de suçluyum, kendimi çok iyi anlatamıyorum. Bunun nedeni, yaptığım işin arkasında koşacak kadar organize olamamam.

- Tüm çabamı bu alanlardan birine harcasaydım daha başarılı olurdum diye düşündüğünüz oldu mu?
- 24 saat herhangi şeye konsantre olmam mümkün değil. Arada mutlaka başka şeyler yapmam gerek.

- Kimse Bilmez'i neden son albümünüze koymadınız?
- Hep yeni şeyler yapmayı seviyorum. Ama o şarkının farklı versiyonlarını bir albümde toplayacağım.

- O parçanın Hatırla Sevgili'nin müziği olarak bu kadar tanınması sizi rahatsız etti mi?
- Diziden önce de sevilen bir şarkıydı. Kent Ozanları adlı toplama albümde yer alıyor. Aslında insanlar, o albümü benim için almadı. O albümde beni keşfettiler. Radyolar benim şarkılarımı çalmadığı için benden haberleri olmuyor. Bilmedikleri bir şeyi sevmelerine de imkân yok. Zuhal Olcay okuduğu için ayrı bir kitleye de ulaştı. Sonra dizide kullanıldı. Kimse Bilmez'i cover yapmak isteyen çok oldu.

- Bülent Ortaçgil sizin en çok ressamlığınızı beğendiğini söylüyor. Katılıyor musunuz?
- Bir tek Bülent Ortaçgil böyle bir ayrım yaptı. Tüm bunlardan anlayan biri bana bu sorunun cevabını verebilir. Ben bunu yanıtlayamam. Bülent beni iyi tanır ama onun gibi tanıyan çok kişi yok.

- Şarkılarınızda da, resimlerinizde de hüzün seziliyor. Melankolik biri misiniz?
- Hüzün hiçbir zaman benden uzaklaşmıyor. Aslında hüzünle kol kola giden yarı-mizahi bir yaklaşımım da var. Hüzün çok geniş bir kavram. Beni kimse karamsar olarak tanımlamaz. Hüznün karamsarlığa açılan bir kapısı da vardır. Oradan geçmek kolaydır. İstanbul gibi bir yerde buna kapılmamak da zor.

Sabah-Ece Koçal
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:59 am

Yasemin, Ahmet’i mi yoksa Necdet’i mi seçmeli?

Yasemin yol ayrımında... Bir yanda deli gibi sevdiği, hayatının aşkı Ahmet, diğer yanda yıllarca kızına babalık yapmış ve onu ortada bırakmamış Necdet... Yasemin hangisini seçecek? Ahmet’le mi gidecek yoksa kızını baba bildiği Necdet’ten ayırmamak için acı çekmeye devam mı edecek? Biz de ünlülere sorduk. Siz olsaydınız ne yapardınız?

Ece Gürsel: Vefa duygusu üstün gelir
“Aradan yıllar geçmiş. Bir hayat kurmuşum ve sevdiğim adam geri dönmüş. Zor bir durum... Çocuğuma kim sahip çıktıysa babası odur bana göre. Sevgiliyle gitmek yanlış, vefa duygusu üstün gelir.”

Seray Sever: Yıllarca emek vermiş bir adam var
“Evet ikisi de istemeden bu duruma sürüklenmişler ama bir kere sevgiliden hamile kalmak etik değil, evlenip öyle yapılmalıydı çocuk... Bana göre çocuğun gerçek babasıyla gitmek yanlış, sonuçta yıllarca verilen bir emek var ortada.”

Aylin Coşkun: Aşk galip gelir...
“Ortada ciddi bir evlilik yok, işin içinde cinsellik de yok. Sadece vefa ve evlilik kavramı var. Gerçekten çok zor bir durum... Aşk galip gelir bence...”

Ayça İnci: Çocuğa gerçek babası anlatılmalı
“Mantıklı davranıp yuvayı bozmamak gerekir. Sonuçta fedakarlık yapan bir erkek var. Ama aşk da çok kutsaldır. Doğru olan çocuğa gerçek babasının anlatılmasıdır.”

Deniz Çakır: Ben aşkı tercih ederim
“Gönülden vefayı tercih etmek geçerken, aşkı tercih ederim. Ben de Yasemin gibi sevgilimle gitmek isterdim herhalde. Duygular önemli.”

Zeyno Üstünışık: Vicdan azabı pahasına giderdim...
“Aklım emek veren kişiden gönlüm sevdiğimden yana olurdu. Sevdiğim erkeği tercih ederdim sanırım. Vicdan azabı pahasına giderdim.”

Bu akşam neler olacak?
Ahmet koleraya yakalandı
Yasemin’in kararı ne oldu? Necdet’i terk edip Ahmet ile birlikte gitti mi? Kıbrıscık’a dönen Ahmet kolera salgınının başladığını haber alır. Ağır vakaların ve bir ölümün meydana gelmesi onu endişelendirir. Ayla’dan yardım ister. Ayla kasabaya gelir. Bu arada Ahmet de koleraya yakalanır. Tedavi altındayken onu bekleyen büyük bir sürpriz vardır.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 11:59 am

Mankenlerin de politika yapma hakkı yok mu?

CHP parti meclisi üyesi olan güzel oyuncu Şahnaz Çakıralp, Şebnem Schaeffer'in DYP'ye girmesine gelen tepkilere kızdı: Politikada nice politikacı var ki yükseklere çıktıkları halde bu sorumluluğu taşıyamıyor! Şebnem kendine inanmış, daha ne!.

atv'nin sevilen dizisi 'Hatırla Sevgili'de dönemin ünlü şarkıcısı Keriman'ı canlandıran güzel oyuncu Şahnaz Çakıralp, bir yandan da CHP parti meclisindeki görevine devam ediyor. Kadınların politikaya girmeleri için her fırsatta cesaretlendirilmeleri gerektiğinin altını çizen güzel oyuncu, geçtiğimiz haftalarda Şebnem Schaeffer'in DYP'ye üye olmasıyla başlayan tartışmalara büyük tepki gösterdi. 18 yaşını bitiren herkesin politikaya girme hakkı olduğunu belirten Çakıralp, şöyle konuştu: "Şebnem Schaeffer'in politikaya girmesini elbette olumlu buluyorum. Politikaya girmenin de sorumlulukları, görevleri ve hakları var elbette. Ama Şebnem, bu sorumluluğu taşıyabileceğine inanmış ki girmiş!"

BENCE TEŞVİK EDİCİ

* Gösteri dünyasında özellikle mankenler arasında politikaya girmek moda oldu! Siz de CHP parti meclisine üyelerinden biri olarak bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? Politikaya girmek her Türk vatandaşının hakkı... Politika yapmak kimse için bir ayrıcalık olamaz. Politikaya girmek için de hiçbir koşul aranmıyor. Ne cinsiyet ne eğitim ne para ne pul... 18 yaşını bitirmiş her Türk vatandaşı politikaya girebilir ve görev yapabilir. Bana göre politikanın cazibesi de bundan geliyor. Politikaya girdi denildiğinde akla genelde parti yöneticiliği, milletvekili veya bakan olmak geliyor. Oysa politikaya, bir partiye sade üye olmakla da girilebiliyor. Son makam Parti Genel Başkanlığı'dır. Bu nedenle mankenler politikaya niçin girmesin? Kaldı ki popüler isimlerin politikaya girmesi, girmek isteyip de girmeye cesaret edemeyen veya politikadan kendilerini uzak tutmaya çalışan birçok değerli insanın politikaya girmesini de teşvik eder gibi geliyor bana.

NİCE POLİTİKACI VAR AMA...

* Tabii ki kadınlarımızı da... Kadınlarımızı özellikle politika yapmaya cesaretlendirmemiz gerekiyor. Politikanın sadece erkeklere özel bir alan olmadığını, kadınlarımızın da mutlaka politik yaşamda yer almaları gerektiğini devamlı anlatmamız gerekiyor. Politika seyirci koltuğundan çıkıp sahnede yer almaya benziyor. Yönetilenler hep bu durumda kalmamalı, yönetenlerin içine de girebilmeli. Politikanın insanı çeken taraflarından birisi ve en önemlisi de bu bence.

* Şebnem Schaeffer'ın politikaya girmesini doğru buluyor musunuz? Şebnem Schaeffer'in politikaya girmesini elbette olumlu buluyorum. Doğru da buluyorum. DYP ye üye olmak istemiş ve DYP de onu üyeliğe kabul etmiş. Tabii politikaya girmenin de sorumlulukları, görevleri ve hakları var. Şebnem, bu sorumluluğu taşıyabileceğine inanmış ki girmiş! Sorumluluğun taşınıp taşınamadığını onun parti içindeki davranışları belirler. Sonuçta bunu da başarıları belirler. Bir de şunu söylemek istiyorum: Politikada nice politikacı var ki, yükseklere çıktıkları halde bu sorumluluğu taşıyamıyor...



'Hatırla Sevgili'de 68 kuşağı iş başında!

* 'Hatırla Sevgili'ye ilk katıldığından beri Keriman'ın hayatında neler değişti? Keriman, diziye girdiğinde adı sanı pek duyulmamış bir ses sanatçısıydı. 1960'dan sonra Keriman, sanatında önemli bir gelişme sağlıyor ve gittikçe ünlü bir sanatçı haline geliyor. Önümüzdeki bölümlerde Keriman'ın yeni aşkları olacak.

* Dizide öğrenci olayları devri başladı. O dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz? 68'de Avrupa'da başlayan ve birçok ülkeye yayılan öğrenci olayları Türkiye'ye de sıçramıştı. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının başını çektiği öğrenciler Türkiye'deki siyasal ve ekonomik düzenin karşısına sol bir düşünce ile çıkıyorlardı. Olayların ve gençlerin provake edildiğini biliyorum. Sonuçta olaylar 12 Mart 71 Muhtırası'na kadar geldi. Bir ara rejim yaşandı. Ne yazık ki, Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı idam edildi. Bunların günahı sonuçta 1961 Anayasası'na çıkarıldı. 1980'den sonra da şimdiye kadar elde ettiğimiz en demokratik ve en gelişmiş 61 Anayasası gitti, yerine bugünkü Anayasa geldi.


Başarır mıyım bilemem roman yazmak istiyorum

* Kitabım ilk baskısından hemen sonra ikinci ve üçüncü baskısını da yaptı. Bu ilginin fazla olduğunun bir göstergesi olabilir mi bilmiyorum. Herkes beğenilerini iletiyor.
* İlerisini elbette şimdiden bilemem ama uzun çalışmayı gerektirecek bir roman yazmayı düşünüyorum. Buna zaman bulabilir miyim, yahut yazmaya başlarsam, başarabilir miyim bilmiyorum. Ama olayları yakından izliyorum. Yaşamı ve insanları gözlemlemeye çalışıyorum.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:00 pm

Hale Hanım kardeşinin mirasını yiyor

Fahri Aral (Eski danışman)

"25. bölümünden başlayarak, yedi bölüm boyunca dizinin senaryo danışmanları arasındaydım. Daha önce de söylediğim gibi, 32. bölümde Deniz Gezmiş'in Kanlı Pazar'a ilişkin diyaloglarının canlandırıldığı sahne, benim yaşadığım, kişisel arşivimden derlediklerimin ürünüdür. Bunlar sansüre uğradı. Şubat 1969'daki olayların ertesinde dönemin İstanbul Valisi Vefa Poyraz'ın basın toplantısına tepki duyan Deniz Gezmiş'in 'Olayları yaratan İlim Yayma Cemiyeti Üyeleri değil mi? Zaten bu adam da bu cemiyetin şeref üyesi değil mi?' sözlerinin dizide geçmesini ben önerdim. Deniz'i yakından tanırdım, olaylara tepkisini öyle koyardı. Şimdi Taylan Özgür'ün ablası Hale Hanım'ın tepkilerine anlam vermem mümkün değil, hakkında konuşmak istemem ama o kardeşinin mirasıyla yaşamaya devam ediyor. Ben o gün Marmara Sineması'nın balkonundaydım, yanımda Necmi Demir de vardı. Taylan'a ateş edeni uzaktan gördük, bir polis cipine atlayıp uzaklaştı. Ertesi gün Hürriyet gazetesinde Taylan'ı öldüren adamın fotoğrafı çıkınca o doğrultuda ifade verdik. İfadelerimi 12 Mart'ta da tekrarladım: 'Siz mahkemeden gönderilen bir belgeden bahsediyorsunuz ama 12 Eylül'den sonra yine aynı soruyla karşılaştım önceki ifadem doğrudur ama şimdi görsem tanımam,' dedim. Hafıza diye bir şey var, benim kim olduğumu, neyin mücadelesini verdiğimi herkes biliyor. Ben 12 Eylül'de cezaevinden çıktıktan sonra Hale'yle yemekte karşılaştık, hatta kocası Mustafa Yusuf Kıyıcı da oradaydı. Yani cezaevinden çıktıktan sonra Hale Hanım'la arkadaşlık ettik, iddia ettiği gibi ben Taylan'ın katillerin yargılanmasını engellemişsem, neden benimle görüşüyordu ki? Hale Hanım sürekli birileri hakkında iddialarda bulunuyor." Sübjektif ve sinema bilgisinden yoksun


Tomris Giritlioğlu (Yapımcı):

"Biz ideolojilerin üstüne çıkarak, tarafsız bir şekilde Türkiye'nin 20 yıllık bir dönemini doğru yazılı kaynaklara dayandırarak anlatmaya sadece gayret ediyoruz. Taylan Özgür'ün ablasının öyle bir sahneyi izlerken, gösterdiği duygusal tepkiyi anlayabilirim. Ama gerçeklerle uyuşmadığı yönündeki eleştirisi tamamen sübjektiftir. Çünkü Hatırla Sevgili yapımcı, danışman, yazarlarıyla özel bir kadrodur. Taylan Özgür'ün 38. bölümde yer alan sahnesi, Hatırla Sevgili'nin yönetmeni ve bütün teknik ekibi tarafından büyük bir duyarlılıkla çekilmiştir. Bizim sorumluluğumuz, Türk siyasi tarihinde yaşananları, objektif bir görüşle vermektir. Bir aşk hikâyesine, Taylan Özgür'ün malzeme edilme eleştirisi bizi derinden yaraladı. Hem haksız, hem de ilgili kişinin sinema bilgisinden yoksunluğuna bağladım. Unutulmamalı ki, Hatırla Sevgili bir belgesel değil, sinema diliyle çekilmeye çabalanan, her gün 70 kişinin sabahlayarak realize etmeye çalıştığı, önemli bir televizyon dizisidir. Biz ele aldığımız hikâyenin hesabını sadece seyirciye veririz


Kimin ne kadar doğru söylediğini bilemem

Nilgün Öneş (Senarist):


"Biz senaryoları yazarken birçok ansiklopedi ve kaynaktan faydalanıyoruz. Sonra senaryo sahnesini yazıp, danışmanlara gönderiyor, önerilerine göre gerekli değişiklikleri de yapıyoruz. Taylan Özgür cinayetini yazılı metinlere yansıdığı kadarıyla aktarabildik. Gerçekte Özgür'ün üniversite bahçesinde değil, Beyazıt Meydanı'nda öldürüldüğünü biliyoruz ama teknik zorunluluklar nedeniyle üniversite bahçesi olarak kurguladık. Hale Kıyıcı'yı da anlıyorum. Zaten eleştirisi bana değil, danışmanlara. Tabii ki çok içinden yaşayan biri olarak o daha doğrusunu biliyordur. Ama biz de ispatlanmamış bir şeyi oraya koyamayız. Danışmanlarımızdan Fahri Aral, o gün orada gördüğünü yansıtmış. Herkesin şunu bilmesi gerekiyor, bizim meselemiz Taylan Özgür cinayetini aydınlatmak değil, böyle bir şeyin yaşandığını göstermek. Bu tür tepkiler elbette olacaktır, çünkü çok acılı ve yaralı şeylere dokunuyoruz."
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:01 pm

"Hatırla Sevgili" Müzisyenleri İle Sıcacık Bir Röportaj…

Bize kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Özellikle müziğe yönelme ve müziği kariyer olarak benimseme aşamalarınızdan…

Kemal Sahir Gürel :

1966'da Giresun'un Görele ilçesinde doğdum. Çocukluk dönemim Giresun’da geçti. 1974'de yılında babamın emekliliğinin ardından İstanbul’a yerleştik. 1978'de müziğe önce kardeşlerimin sonra da müzik hocamın etkisiyle ilgi duymam beni ensturman çalmaya yöneltti. 1981'de Hüseyin Yıldızla birlikte Yavuz Top' un müzik kursunda bağlama ve solfej dersleri alarak işi ehlinden öğrenme anlamında eğitime başladım. Bir buçuk yıl öğrenim gördüm. 1982–83 yıllarında, İ.Ü. Konservatuarı Türk Müziği Bölümü'nde bir yıl öğrenim gördüm. 1984' de Türk Folklor Kurumu'nun (TFK) Halk Müziği Okulu'nda yine Hüseyin Yıldızla birlikte başladık bir yıl öğrenim gördüm. 1984–86 yılları arasında ‘Fırtına Saz Kursu'nda, bağlama ve solfej dersleri verdim. 1984 yılı sonlarında Halk dansları müziklerine düzenlemeler yapmaya başladım. 1985 yılından itibaren İTÜ Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü'nde beş yıl öğrenim gördüm 1986 yılından sonra müzikle ilgili çalışmalarımı bestecilik, aranjörlük ve grup konserleriyle sürdürdüm.

İlk film müziğim 2003 yılında Çizgi Animasyon Filmin Binbir Gece Masallarına yaptım. Sonrasında rahmetli Kazım Koyuncu ile Sultan Makamını (2004) ve yine Hakan Yeşilyurt ile (2004) Kurşun Yarasının müziklerini yaparak dizi film müzikleri alanında da çalışmaya başladım. 2005 yılında Aşka Sürgün filmini Erol Mutlu ile birlikte yaptık. 2006 yılında iki proje başladı bunlardan hasreti yalnız ve Esir Kalpleri Nail Yurtseverle beraber çalıştık. 2006 yılında kısa metrajlı Kanada’da yaşayan yönetmenimiz Alp Esenerin Kırık Yaşamlar Diyarı adlı filmin müziğini yaptım. Yine 2006 yılı sonunda Ayşe Önder, Aytekin Gazi Ataş ve Soner Akalın ile beraber Son Osmanlı-Yandım Ali filmini yaptım. 2006 yılında Aşka sürgün, Hasret ve Esir Kalpler filminde müzik eşlemesinde birlikte çalıştığım Erdal Güney ve Hüseyin Yıldız ile beraber Hatırla Sevgili dizisinin müziklerine başladık. Ardından 2007 ye iki proje ile girdik. Bu projeleri de Erdal ve Hüseyin ile birlikte yaptık; Yemin ve Dicle… 2007 yazında gelen Elveda Rumeli ile çalıştığımız son projeyi hayata geçirdik. Ancak burada aramıza iki yeni arkadaşımız girdi. Ayşe Önder ve İrşad Aydın. Ayrıca yine bu sene Erdal Güney ve Hüseyin Yıldızla beraber Gitmek adlı filmin müziklerini de gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Erdal Güney :

Küçük yaşlarda başlayan müzik yaşamım üniversite yıllarıyla yoğunluk kazandı.İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum.Tahsin İNCİRCİ, Elmira AŞRAFOV,Jerair ARSLANYAN ve Kemal KAPLAN’dan müzik dersleri aldım. 1993–94 yılları arasında Metz-Fransa'da bir kültür kuruluşunun davetlisi olarak bağlama dersleri verdim. 1994–96 yılları içinde Anamur-Ören Bld. Kültür Merkezinde yöneticilik de yaptım. Burada verdiğim bağlama derslerinin yanı sıra, koro çalışmaları da yaptırdım. 1998–2003 'de Berlin 'de özel bir kuruluş olan Alman-Türk Müzik Akademisi'nde öğretim kadrosu içinde yer aldım. Türkiye, Fransa, Almanya, Hollanda ve İsviçre'de kültürel etkinlikler çerçevesinde düzenlenen birçok konser ve dinletiye katıldım. Halen Taşalı Platosu üzerine alan çalışmasına dayalı müzik incelemesi yapmaktayım.

Yayınlanan albümlerim.

1996 "Güney Türküleri" Ada müzikten çıktı. 1999 "Yakımlar" Ada müzikten çıktı. 1999 "Köprüler" - Enstrümantal toplama albüm -Ada müzikten çıktı. 2005 "Aşkiya" –yine Ada müzikten 2007 “Unutulmayanlar” Saundtracks-film müziği Ada müzikten 2007 Sizlerin de bildiği gibi Kemal Sahir Gürel ve Hüseyin Yıldızla birlikte “Hatırla Sevgili” Saundtracks-film müziği Kalan müzikten çıktı.

SİNEMA MÜZİĞİ:

2006”Unutulmayanlar”-Akademi Prodüksiyon ve 2007 de henüz yayınlanmayan “Gitmek” filminin müzikleri..

TELEVİZYON FİLM MÜZİĞİ:

2005”İlk Göz Ağrısı”- ATV 2006 ”Hatırla Sevgili”-ATV 2007 ”Yemin”-FOX TV 2007 de “Dicle”-ATV yine 2007 de “Elveda Rumeli”- ATV

KISA FİLM MÜZİĞİ:

2007”Günah”

İrşad : Sanıyorum çok uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Klasik olanı yaşadık. İlkokulda ensturmana mandolin ile başladım. Ardından büyük bir sevinçle bağlamaya geçtim. Uzun bir süre bağlama çaldım. 1992 yılına geldiğimizde bir müzik grubu ile çalışmaya başladım. O günde başlayan çalışmalar çeşitli evreler de geçirerek ama sürekli müziğin içinde olarak bugünlere geldi. Bugüne geldiğimizde zevkle ve mutlulukla başka bir alanda müziğe devam ediyorum. Bütün bu evirilmenin ışığında söyleyeceğim tek şey müzik hep benimle vardı.

Ayşe : 1974 de İzmir’de doğdum. Müzik çalışmalarıma babamın verdiği mandolin dersleri ile başladım. Aslında aileden genetik bir müzisyenlik var. Babam müzisyen, ben dahil tüm kardeşlerim müzisyen. Babam halk müziği ve sanat müziği ile ilgilenmesine rağmen bizler klasik batı müziği ile ilgilendik. Şimdilik bu kadar yeterli diyorum…

Hüseyin :1961 Erzincan Tercan doğumluyum. Müzik Ayşe’nin evi gibi bizde de hep vardı. Babam klasik halk aşığı tarzında bağlama çalardı. Ama ben bağlamaya maalesef çok geç ilgi duydum. Müziğe de. 17 yaşımda kendi kendime bağlama çalmayı öğrendim. Sonra bu işi ilerletebilmek için Hüseyin Fırtına müzik evine gittim. Ardından kemal ile birlikte Yavuz Toptan müzik dersleri aldım. Ama 6 ay dolmadan ayrıldım ve askere gittim. Sonra hayat hızla aktı. Evlendim 2 çocuk olunca artık sadece hayat ile ilgilendim. Müzik bitti. Yıllar sonra yeniden müziğe başlamam yine kemal ile birlikte oldu. 2005 de üzerine konuşmada yeniden başlayan müzik hayatı 2006 da müzik eşleme (Aşka Sürgün, Hasret ve Esir Kalpler) daha sonra 2007 de Hatırla sevgili ile müzik eşlemeden çıkan iş yerini birlikte film müziği yapmaya başlamamızı sağladı. Yemin ve Dicle’den sonra Elveda Rumeli ile çalışmalara devam ediyoruz.


Müzik hayatınıza başlarken ya da başlamadan önce sizi etkileyen müzisyenler (yerli_yabancı) kimler olmuştur. Grubunuz elemanlarının örnek aldığı müzisyenler kimlerdir?


Kemal: Benim çocukluğumdan beri en çok etkilendiğim sanatçı Zülfü Livaneldir. Onun dışında Ruhi Su ve Selda Bağcandır. Yabancı olarak beni en çok etkileyen müzisyen Goran Bregoviç ve Old Field.

İrşad : Müziğe başlamadan bizim memlekette herkes müzisyen zaten. Meşhur sıra gecelerini çok dinledik. Meşhur kazancı bedi en başat örnektir hiç kuşkusuz. Sonrasında Kemalin belirttiği gibi Livaneli gerçeği ve hiç kuşkusuz Cem Karaca ve dönemin müzik yapan tüm sanatçıları beni etkiledi. Bugüne gelirsek sanatçı ismi veremiyorum ama üretimleri olan ezgileri çok beğeniyorum.

Ayşe : Ben başlarken ad olarak hatırladığım müzisyen yok. Ama günümüzde çok geniş bir beğeni yelpazem var. İrşadın değindiği gibi bazen ezgileri çok beğeniyorum. Bazı durumlarda da isimler ön plana çıkıyor. Şu an için Sezen Aksuyu çok seviyorum. Ayrıca modern tarza uyarlanmış klasik müzikler çok hoşuma gidiyor. Dünyanın her yerindeki etnik müzikleri çok seviyorum. Özellikle de Macar besteciler çok hoşuma gidiyor.

Hüseyin : Ben de öncelikli olarak kendi memleketimdeki önemli halk ozanlarından daimi Davut Sulari, ve babamdan dinlediğim deyişlerle müzik dinlemeye başladım. Sonrasında Livaneliyi tanımak, Ruhi Suyu ve Selda Bağcanı dinlemek de cilası oldu diyebilirim. Halk müziğimizin önemli yerel sanatçılarını zaman içinde tanımak da müzik etkileşimimi perçinledi. Neşet ve babası Muharrem Ertaşlar, Keskinli Hacı Taşanlar, Zeybekler, Azeri, Karadeniz ezgileri çok zengin bir müzik kültürünün bizlere mirası oldu. Uluslar arası müziklerden Kemal gibi Goranın film müzikleri oldukça etkiledi beni. Bunun yanı sıra en çok etkilendiğim müzisyenden ziyade, Yağmurdan önce ve Akdeniz filminin müzikleri ise tadından yenmezlerin ilk sıralarındandır.

Biraz projelerinizden bahseder misiniz? Ayrıca gelecekte neler yapmayı planlıyorsunuz?


Kemal : Ben dizi ve sinema müzikleri dışında solo bir ensturmantal albüm düşünüyorum.

İrşad : Şu anı ifade edeyim, yapabileceklerimizin en iyisini yapmaya çalışmak olarak tanımlamak bu sorunun cevabı olsa gerek diye düşünüyorum.

Ayşe : Kendi etnik ensturmanlarımızla modern müzik yapmak istiyorum.

Hüseyin : Ben de elimden gelen çabayı arttırmak için yeni şeyleri öğrenmeyi (Müzik ve Ensturman ve Teknik alt yapı anlamında) amaçlıyorum.

Bir gününüz nasıl geçiyor? Mesela müziğin dışında diğer sanat dallarını da takip edebiliyor musunuz?

Kemal : Doğrusu müziğin dışında faaliyete zaman kalmıyor. Ama sinemayı takip etmeye ve okuma çabamı yapabildiğim ölçüde yerine getirmeye çalışıyorum.

İrşad : Evet Kemale ekleyecek bir şey bulamıyorum.

Ayşe : Ben de müzik uğraşımın zamanımı oldukça aldığını düşünüyorum.

Hüseyin : Sinema benim de takip etmeye çalıştığım bir diğer alan. Zaman buldukça sinema izlemeye çalışıyorum.

En son hangi albümü aldınız? Genel bir yorum yapabilir misiniz albümle ilgili?

Kemal : En son Müslüm Gürses’in Murathan şarkılarını dinledim. Bir de Zerrin Özerin Ve böyle bir şey albümünü aldım. İkisi de sürekli dinlediğim albümler arasındadır.

Müziği kategorize etmek gerekirse sizin yaptığınız müzik hangi kategoriye girer?

Kemal : Biz sahne müziği veya bir performans müziği yapmıyoruz. Biz dizi filmlere veya sinema filmlerine müzik yaptığımız için bir tarzı yok. Müziğimiz senaryonun fikrine göre şekilleniyor. Bu anlamıyla kategorize yok.

Tam olarak kullandığınız ekipmanlar nelerdir?

Kemal : 12/14 anahtar, çekiç ve (Hüseyin) yıldız tornavida.

Pardon müzik konusundaydı değil mi?

Hüseyin : Evet Kemal evindeki ekipmanı sormadılar…

Kemal : Bir bilgisayar özellikle müziğin alt yapısını hazırlamada ve müzik eşlemesinde olmazsa olmazımız. Müzik programlarımız var. Ses kartları ve mikrofon ve düzenlemenin gerektirdiği ensturman çeşitleri…

Her müzisyenin bir süre sonra çaldığı enstrümanla özdeşleştiğini düşünüyorum sizde de böyle bir durum oldu mu?


Hüseyin : Bu bizim grupta birçok kişi için olumsuz. Çünkü Kemal yaylılar dışında her türlü ensturmanı çalabiliyor. Ayşe piyano çalıyor ama ensturmandan ziyade düzenleme ve kompozisyonda gelişmiş. Erdal bağlama ve gitar çalabiliyor üstelik şu anda neyi geliştiriyor. İrşad da ha keza bağlama ve gitar çalıyor.


Kemal : Burada olsa olsa şunu diyebiliriz. Çaldığı ensturmanı sevmek diye bir olgu var. Onu diyebiliriz. Evet, ensturmanları seviyoruz. Sonuçta ezgilerimizi onlar aracılığı ile seslendiriyoruz.



Günümüz popüler müziği içerisinde türkülerimizin yerini nasıl görüyorsunuz?
Son yıllarda özellikle türkülere artan ilgi ve sevgiyi sizler nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkücülerimizden kimleri severek dinlersiniz?


İrşad : Bundan 10 -15 yıl öncesinde TRT klasiğinde gelen türkülerimiz vardı. Zaman ve teknoloji ilerleyip değiştikçe bunların günümüz şartları ile uyumsuz yönleri pratikte ortaya çıktı. Doğal olarak dinlenmemeye başladı. Doğaldır ki, yeni müzisyenler bu sorundan yola çıkarak bu konuya eğildiler ve başarılı çalışmalar ortaya çıktı. Bununla birlikte ortaya çıkan çalışmalar daha memnuniyet verici durum.


Kemal : Türküler, radyo repertuarına baktığımızda birkaç bindir. Hâlbuki yaratılmış türkü sayısı onbinlercedir. Ama bu türkülerin bugüne kalabilmesinin temel nedeni, bir takım sıkıntılar ve coğrafi koşulların dışında sevilen türkülerin bir şekilde nesilden nesile ulaşmasındadır. Örneğin bir popçu şarkı yaptığında bu illa sevilecek demek değildir. Türküler de böyledir sevileni günümüze onu dinleyenlerce taşınmıştır. Etkileyici ve başarılı olan türkülerin bugüne ulaşması diye bir gerçeklik var. Yeni nesil kent soundundan dolayı rock ve metal müziğe ilgi duyabilir ama bir süre sonra toprak kokusu onları çekmeye başlıyor. Türkülere olan ilginin nirengi noktası buradan kaynaklanıyor. Türkü ustaları açısından benim en çok sevdiğim Aşık Veysel, Feyzullah Çınar, Muharrem ve Neşet Ertaştır.

Ayşe : Ben de Muharrem ve Neşet Ertaşları çok severim.


Hüseyin : Ben de Türkülere yeni yorum tekniğini getiren Ruhi Suyu yeniden yad etmek istiyorum. Çünkü Ruhi Su tüm yurt türkülerini yeniden yorumlayarak onları günümüze taşımakta büyük çaba sarf etmiştir.

Öncelikle değerli vaktinizi bizlere ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederim…
Son olarak dinleyenlerinize, sevenlerinize ve Dizifilm.Com üyelerine iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Bize bu soruları göndererek zamanlarını ayıran tüm form üyelerine ve okuyarak bizimle düşüncelerimizi paylaşan herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ayrıca üzülerek belirtiyoruz ki, sorularınızın cevapları üzerine toplandığımızda Sevgili Erdal GÜNEY’in Mersin ve Hatay konserleri vardı. O yüzden kendisi sorularınızı cevaplayamadı. Kalın sağlıcakla diyoruz.....
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:01 pm

Eski sevgilisiyle yeni sevgilisi aynı filmde

"Güz Sancısı" adlı filmde, Bülent İnal'a eski sevgilisi Tuba Büyüküstün ile yeni sevgilisi Beren Saat eşlik edecek.

Tomris Giritlioğlu'nun senaryosunu yazdığı ve haziran ayında çekimlere başlanacak "Güz Sancısı" adlı filmde, Bülent İnal'a eski sevgilisi Tuba Büyüküstün ile yeni sevgilisi Beren Saat eşlik edecek.YILMAZ Karakoyunlu'nun "Güz
Sancısı" adlı kitabından Tomris Giritlioğlu'nun senaryosunu yazdığı aynı adlı filmin çekimlerine haziran ayında başlanacak. Giritlioğlu'nun, 4 yıl önce çekmeyi planladığı fakat maddi imkanların yetersizliğinden dolayı başlayamadığı filminde Murat Yıldırım, Okan Yalabık, Lale Yavaş'ın yanı sıra Bülent İnal, "Ihlamurlar Altında" adlı dizide de birlikte rol aldığı eski sevgilisi Tuba Büyüküstün ve yeni sevgilisi Beren Saat rol alacak. Filmin, tarihe '6-7 Eylül Olayları' diye geçen dönemi anlatacağını söyleyen Giritlioğlu, gazetecilerin "Bülent İnal, Tuba Büyüküstün'ün eski sevgilisi, şimdi ise Beren Saat'le birlikte. Bu sizde filmin önüne geçme kaygısı yaratmıyor mu" sorusuna sinirlenerek "Bu soruların muhatabı ben değilim" diyerek röportajı yarıda bıraktı.

6-7 Eylül'de ne oldu

6 Eylül 1955'te İstanbul Ekspres Gazetesi, Atatürk'ün Selanik'te doğduğu eve bomba atıldığını yazdı. Galeyana gelen halk, gayrimüslim ev ve iş yerlerini yağmaladı. Çok sayıda azınlık okulu ile kiliseleri, 3 bin 584'ü Rumlara diğeri Ermeni ve Musevilere ait 5 bin 538 gayrimenkul tamamen yakıldı.


Kaynak:Hürriyet
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:02 pm

Karikatür gibi
28.11.2007, 09:08:52 Uhr


Dönem dizilerinin iyi iş yaptığı 'Hatırla Sevgili' ile anlaşıldı. Geçtiğimiz sezona damgasını vuran Tomris Giritlioğlu imzalı yapım, bu sezon da beklenen ilgiyi görüyor. Özellikle 12 Eylül darbesine yaklaşıldığını düşünürsek, önümüzdeki aylar için de gelecek vaat ediyor. Zira ondan önce de Çağan Irmak'ın 'Çemberimde Gül Oya'sı milyonları ekran başına kilitlemişti. İki dizide Türkiye Cumhuriyeti tarihine damga vuran olayları gerçek insanlar ve hayat hikayeleri üzerinden anlattı. Aynı dönemlere dair yeni dizimizle de geçtiğimiz hafta müşerref olduk. 'Kelebek Çıkmazı' 1970'ler sonunda Nilgün Hanım ve üç farklı yaratılıştaki kızının öyküsünü işliyor. Ancak diğer dizilere göre daha bir tiyatro havasında gidiyor. Özellikle Pamela Spence'ın oynadığı devrimci kız fazlasıyla karikatürize edilmiş durumda. Tam 1968 kuşağı Amerikan gençliği yani hippilere gönderme yapılmış. Küçükyuvarlak gözlüklerini John Lennon'dan çalınmış, saçlarının ise peruk olduğu her halinden belli... Hani üç dakika sonra peruğu atıp, gözlükleri çıkarıp 'Bu dizi beni mahvetmiş' diye mırıldanmaya başlayacakmış gibi...

Nilgün K. Tahmaz/Takvim
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:03 pm

Hatırlayamadığımız...

Hatırla Sevgili'nin o yumuşak, romantik ve insancıl örgüsü içinde çok önemli bir konu ihmal ediliyor: Evliliğin ve ailenin kutsallığı... Neden mi? Anlatayım: Her ne şart altında olursa olsun, bir kadının evliyken başka bir erkekle hiç düşünmeden aynı yatağı paylaşması ve çevresindeki hiç kimsenin bu ahlak ve yasadışı duruma ses çıkarmaması ve hatta destek vermesi kabul edilebilir bir durum değil. (Emine yılbaşı gecesi Yasemin'i sanki evli ve çocuklu bir kadın değilmiş gibi Ahmet'in yanına göndermişti) Yasemin'in en zor gününde onu sırtlayan, çocuğuna babalık yapan onu "karşılıksız" seven bir adama bunu yapmaya hakkı var mı? Peki ya bir çocuğun yıllarca baba olarak benimsediği bir adam dururken, sonradan ortaya çıkan Ahmet'i hemen baba gibi görmesine ve hiçbir psikolojik travma yaşamadan kolaylıkla bu durumu kabul etmesine ne buyurulur? Hatırla Sevgili en başından beri büyük bir ilgi ve keyifle izlediğim dizi... Ancak son dönemde biraz yalpalıyor gibi. Bir "dost" olarak benden "acı" söylemesi...

Kaynak: Sabah.com.tr
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:04 pm

Nezahat'ı da öldürün bari!

'Hatırla Sevgili'de bu haftaya Ayla'nın intiharı damgasını vurdu. Genç kadının gelinliğini giydiği ve eline yüzük takıp yatağa uzandığı dakikalar, gerçekten muhteşemdi. Genç bir kadının hayal kırıklığı tam anlamıyla ekrana yansımıştı. Ancak bu muhteşem görüntüler arkasındaki ticari kaygı kimsenin gözünden kaçmadı. Hatırla Sevgili gibi bir dönem dizisi olan 'Karayılan'da Sona karakterini oynayan Nergis Öztürk, aynı Avni Yalçın gibi ilk göz ağrısına veda etti. Belli ki Tomris Giritlioğlu 2 senedir belki daha uzun süredir birlikte yürüdüğü oyuncularına Karayılan'da ihtiyaç duydu. İyi, güzel de kadrosu giderek daralan 'Hatırla Sevgili'nin tutkunlarına yazık değil mi? Kafamı karıştıran bir diğer konu ise ortalardan kaybolan Lale Mansur! Dizinin yeni sezonu başladığından beri Lale Mansur'u neredeyse hiç ortada görmedik. Bir Almanya hikayesidir tutturdular, gidiyorlar. Hatta Mansur'un canlandırdığı Nezahat karakteri, küçük kızının düğününe bile gelemedi. Oysa ki dizinin ilk sezonlarında çizilen Nezahat Hanım karakterinin bunu yapmasına imkan yok. Nezahat Hanım, geri dönmeyecekse onu da öldürmenin vakti gelmiş demektir. Zira ortalarda görünmeyen Mansur'un inatla 'Almanya'da kalmasının hiçbir anlamlı tarafı kalmadı...

Nilgün K. Tahmaz / Takvim
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:05 pm

Can Dündar dan Bilgiler

Rüya'nin büyüklügünü Katerina Mutsatsos canlandıracak
İlerde Yasemin’in kızı büyüyecek, bizim kuşağın, 78’lilerin arasına karışacak.
Ve böylece bizim gençlik öykümüz de dizinin öyküsüne karışacak.
Aslında hoş bir tesadüf oldu ve dizide anlatılan dönemi belgeselleştirdiğimiz “12 Mart”ın DVD’li kitabı tam bu hafta yayınlandı.
Kitabın çıktığı haberini yurtdışında aldım. Yoldan geldim ve aylardır hazırlandığımız kitaba kavuştum.
Bunun nasıl bir doğum sevinci olduğunu herhalde kendi kitabınız çıkınca anlayacaksınız.
“Basından”da çıkan haberlerde görmüşsünüzdür; dizinin oyuncuları çoğunlukla dönemi Demirkırat’tan öğrendiklerini, orada izledikleri görüntüleri taklit ettiklerini söylüyorlardı.
2 yılımızı verdiğimiz belgeselin bugün kıymete binmesi ne kadar sevindirici...
Şimdi de 12 Mart’taki bilgiler dizinin senaristlerine, oyuncularına ulaşacak, tarihi karakterler dizi karakterleri olarak karşımıza çıkacak ve belgesel hep umduğum gibi tarih heyecanı uyandırma işlevini yapmış olacak.
Daha ne isteyebilirim ki..
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:05 pm

cumhuriyet gazetesinde bir yazı

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Oral Çalışlar, Cumhuriyet Gazetesi’nde kaleme aldığı “Hatırla Sevgili adlı yazıda, dizi için “Hatırla Sevgili dizisi, son aylarda bizim kuşağın gençlik dönemini anlatıyor. 1968'li yılları ele alan bölümleri izlerken kendi gençliğimizin inişli, çıkışlı, hüzünlü, heyecanlı günlerini yaşıyorum.” İfadelerini kullanıyor.

Çalışlar yazısına şöyle devam ediyor; “ Bir yerden Deniz Gezmiş çıkıyor. Bir tarafta Taylan Özgür 'ün öldürüldüğü günlere gidiyoruz. Aliağa'da öldürülen devrimci sendikacı arkadaşımız Necmettin Giritlioğlu ekrana geliyor … Diziyi izlerken bazen dalıp gittiğimi fark ediyorum. Sanki dün yaşadığımı sandığım olayların üzerinden 40 yıl geçtiğini anlıyorum, ama kabullenmekte zorlanıyorum. Zamanın akış hızını, bizim kuşağın yaşadıklarının tarih olmasını bir türlü içime sindiremiyorum”

Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya, 7 Ekim 2007 tarihinde yazdığı “Kaçak düş çiçekleri” başlıklı yazıda sendikal tarihten önemli anekdotları aktarırken Necmettin Giritlioğlu ile ilgili satırları da şöyle kaleme alıyor,

“Aliağa grevinde İsmet Ağabey, grev çadırında uzamış sakalları ve kirli gömleğiyle bir şeyler anlatıyordu Bingöl Erdumlu 'ya... Mehmet, Saffet ve Kemal'le Aliağa grevini konuşurken Bingöl gelmişti yanımıza... Bir gün sonra öldürüldü sendikacı Necmettin Giritlioğlu. Hep ölümlerle çoğalıyorduk!.. Hep hüzünlüydük... Yıllar gitgide kısaldı. Pek çok arkadaşımızla yollarımız ayrıldı...”

Necmettin Giritlioğlu ve Rafineri olayları

1944’de Ankara’da doğan Giritlioğlu, ilk ve orta öğretimini tamamladıktan sonra bir süre Devlet Tiyatroları’nın düzenlemiş olduğu kurslara katıldı ve bu kurumun çeşitli tiyatrolarında oynanan temsillerde rol aldı. 1967’de Ereğli Demir Çelik İşletmesinde soğuk haddehanesinde işçi olarak çalışmaya başladı. YİS (Yapı İşçileri Sendikası)in genel başkanı olan Necmettin Giritlioğlu iş ve sendikal yaşamına Ereğli Demir Çelik Fabrikaları’nda başladı

Aliağa Rafinerisi, tank temelleri ve montaj tesislerinde örgütlü olan bağımsız Yapı İşçileri Sendikası (YİS) tarafından yapılan toplu iş sözleşmesi çağrısına işverenin uymaması nedeniyle, tesislerde çalışan 500 işçi greve gitti

Rafinerinin Çavuşoğlu-Kozanoğlu işlerinde işçilere en temel haklarını vermeyenlerin karşısına Necmettin Giritlioğlu 500 işçiyle birlikte dikildi. 22 Ağustos 1970 günü grevi başlattılar. Fakat aynı sabah bir servis şoförü tarafından vurularak öldürüldü. Necmettin Giritlioğlu Aliağa Rafinerisi'ndeki grevi yönetiyordu.

Aliağa Rafinerisi'ndeki grevi sürdüren işçiler 24 Ağustos'ta rafineri önünde bir gösteri yaptılar. Aliağa Rafinerisi inşaatının bazı bölümlerinde başlayan bu olaylı grev, işverenin başvurusu üzerine 25 Ağustos 1970'te Menemen İş Mahkemesi kararı ile durduruldu.

3 Kasım 1970'te, işveren işçilerle pazarlığa oturmak zorunda kaldı. YİS'le Çavuşoğlu-Kozanoğlu firması arasında toplusözleşme imzalandı ve Sözleşmeye göre işçi ücretlerine yüzde 7 oranında zam yapılması, 25 lira çocuk zammı, 300 lira çocuk yardımı, 500 lira evlenme yardımı, 500 lira askerlik yardımı, 500 lira ölüm tazminatı, 120 lira yol parası ve 100 lira yemek parası ödenmesi kararlaştırıldı.
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
denizdefnedevrim
yönetici
yönetici
avatar

Kadın
Yaş : 24 Kayıt tarihi : 26/06/08 Mesaj Sayısı : 2774 Nerden : İş/Hobiler :
üyenin aktifliği
üyenin aktifliği:
100/100  (100/100)
üyenin aldığı uyarılar:
0/100  (0/100)
üyenin seviyesi:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   Salı Eyl. 09, 2008 12:05 pm

Mümtaz'er Türköne: Hatırla Sevgili'deki Yaşar, benim!

Dizi karakteri, ta kendisi!
Yazar Mümtaz’er Türköne, Hatırla Sevgili’nin senaryo danışmanlarından biri.

Sağ görüşlü genci oynayan Yaşar’la ilgili sahnelerde senarist Nilgün Öneş’e diyalog önerilerinde bulunuyor. Ancak Yaşar’ın durumu, Türköne’nin gençliğine çok benziyor. Türköne, “Gençliğimde ben de militandım. Yaşar dünyanın fikirle değişeceğine inanan biri. İşte o benim.” diyor.

Hatırla Sevgili, başladığı günden beri eleştirilen bir dizi oldu. Ne sağcılar memnun kaldı diziden ne de solcular. Ancak dizide sağcıların da, solcuların da çok sevdiği bir karakter var; sağ görüşlü genci oynayan saf Anadolu çocuğu Yaşar... Yaşar’ı bu kadar gerçekçi kılan, sadece 26 yaşındaki Umut Kurt’un başarılı oyunculuğu değilmiş meğer! Yaşar, dizinin senaryo danışmanlarından Mümtaz’er Türköne’nin gençliğine tıpatıp benziyor. ‘Dizide Yaşar’dan sorumlu danışmanım.’ diyen Mümtaz’er Türköne, “Gençliğimde ben de militandım. Yaşar dünyanın fikirle değişeceğine inanan biri. İşte o benim.” diyor.

Yaşar, sağ görüşlü gençleri iyi karakterize ediyor mu?

Umut’un (Kurt) oyunculuğunu çok beğeniyorum. Sağ görüşlü adam nasıl durur, yürür, konuşur, nasıl cool takılır… Bunların hepsini Yaşar’da görüyoruz. Mimiklerde, vücut dilinde iyi gözlemler yapmış. Sağ görüşlü öğrenciler hakikaten Yaşar gibi davranır. Dizide zaten solcu ve sağcı militanların vücut dili çok iyi işleniyor.

Siz de gençliğinizde öyle miydiniz?

Cool ve derin bakardık. Bakışlarımıza sanki bir şey varmış gibi hava verirdik. Mesela Harun, Deniz ve Yaşar karşılaşıyor, birbirlerini kesiyorlar. Hakikaten o dönemin bakışmaları öyleydi.

Sizin de Harun ya da Deniz gibi arkadaşlarınız var mıydı?

Lisedeyken vardı. Üniversite yıllarında karşı kamplara düştük. Dizide Yaşar’ın çocukluk arkadaşı Harun’u kaçırıyorlar. Yaşar, Harun’la konuşuyor. Bu çok manidar bir sahnedir. Benzer trajedileri o dönemlerde ideolojik kampların içindeki çoğu genç yaşamıştır. Harun’un Rus ruleti oynadığı sahnenin aynısına şahit oldum. Kara sevdaya düşmüş bir arkadaşımız, kız yüz vermemiş. İntihar etmeye kalkan o arkadaşın elinden silahı çekip aldım.

Senaryoya nasıl bir katkınız var?

Yaşar’la ilgili sahnelerde diyalog önerilerinde bulunuyorum. Ben biraz da dizide Yaşar’dan sorumlu danışmanım. O dönemlerde ben de militandım. Gençlik lideri deniyor bizim gibilere. Sonra Genç Arkadaş diye bir dergi vardı, onu hazırlıyordum. Kavga devam ederken ben yazma çizme işleriyle uğraşmaya başladım.

Yaşar’ın sizin gençliğinizle bir ilgisi var mı?

Yaşar, fikrî problemleri olan, dünyanın fikirle değiştirileceğine inanan birini temsil ediyor. O işte benim. O dönemlerde ‘kavga var, hadi gidelim’ denildiği zaman herkes gelirdi peşinizden, ama ‘fikri tartışmalar yapalım ya da dergileri taşıyalım’ dediğinizde kimseyi bulamazdınız. Solda da, sağda da durum aynıydı. Dolayısıyla gençler kavga ederek, dövüşerek bir şeyleri değiştireceklerine otomatik olarak inanıyorlardı, oysaki dünya düzenini ören fikirdir. Fikirle bir şeylerin değişeceği imajı dizide Yaşar’la anlatılıyor.

Yaşar’la Işık’ın evliliği, sağ ve sol arasında kalan bir aşk olması nedeniyle öne çıkıyor. Işık gibi aşkınız var mıydı?

Vardı ama sol görüşlü bir kızdı. Menekşe gözlüydü, kumraldı ve çok güzeldi. İdeolojik kamplaşma ve kutuplaşmalar ortaya çıktıktan sonra ayrıldık, ‘faşist oldum’ diye bana çok kızdı. Ayrılmayı bir kenara bırakın birbirimize düşman olduk. Solcu gençlerden biriyle görüşmeye başladı. Olaylar sırasında karşılıklı sloganlar atardık. Benim karşıma geçer, en önde bağırırdı.

Yaşar sizden daha şanslı görünüyor…

Yaşar tabii ki çok şanslı. Yaşar’a benim yaptığım hataları yaptırmıyorum çünkü. O hatalardan çıkardığım dersler var. Bir gün hiç unutmuyorum, çok gergin bir atmosferdeyiz, kavga çıkmak üzere… Kimse yerinden kıpırdamaya cesaret edemiyor, o kadar insanın arasından, o geldi, arkamdan yumrukladı beni. “Pis faşist, pis faşist” dedi. Arkamı döndüğümde menekşe gözleriyle karşılaştım, o gözler hâlâ aklımdadır.

Ne gibi hatalar yaptığınızı düşündünüz?

Kör olmak, önyargılı olmak, bu kadar düşman olmak sanıyorum sadece psikolojiyle açıklanabilir. 12 Eylül’den sonra hayatımın geri kalan kısmını o dönemi anlamaya ayırdım. ‘Neydi bizim yaşadıklarımız, bunları niye yaşadık?’ sorularına cevap aradım. Çok düşündüm, analiz ettim ve şu sonuca vardım; bizim hatamız değildi. Ne solcuların ne de sağcıların hatasıydı. Bizim de üzerimizde devletin yukarılarında bir iktidar oyunu. Sağ-sol düşmanlığının, provokasyonlarla oluştuğunu, iktidar mücadelesine destek olmak üzere üretildiğini anladım.

Somut bir örnek var mı?

Dizinin sol karakterlerden sorumlu danışmanlarından biri şöyle bir hikaye anlattı: Deniz Gezmiş ve arkadaşları tutuklanırlar ve yargılanmak üzere mahkemeye çıkartılır. Anlatan da yargılananlardan… ‘Davaya bakan yaşlı bir hâkimdi, mahkeme sırasında uyur kalırdı, biz birbirimize kâğıttan uçaklar yapıp atardık. Çünkü hepimiz çocuktuk.’ Bu çocuklar kendilerini sınıfta zannediyorlar; aynı zamanda silah taşımaktan, eylemden yargılanıyorlar. Bunların hepsi 20-25 arasında delikanlılar. Bu, provokasyondan başka bir şey değil.

Dizide Yaşar’ın dışındaki sağ görüşlü gençler kavgacı gösterildiği için eleştiriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bence kavgacı gösterilmiyor. Solcular da kovboy gibi dolaşıyor ortalıkta, silahlar ellerinde, adam kaçırıyorlar. Çok dikkatli bakıldığında sağcı ve solcu gençlerin sunumu arasında çok ciddi farklar yok. Sağcılar, sağ tiplere bakıyorlar, solcular da sol tiplere. Kimseyi memnun etmek mümkün değil. Aslında yönetmen de, senarist de fotoğrafı tarafsız bir şekilde vermeye çalışıyor. Buna yapacak bir şey yok.

Sağ görüşlü gençlerin kız arkadaşları olmuyordu o dönemde değil mi?

Evet olmuyordu ama ülkücüler evlenecek kız bulmakta zorluk çekmezdi. Çünkü 68 kuşağı döneminde, orta yaşlı kadınlar, sağcı gençlere potansiyel damat adayı olarak bakarlardı. Ülkü Ocakları’nın ilk genel başkanından dinlemiştim. Eskişehirli hanımlar, ülkü ocaklarına üye olmuş. Çocuklar da sormuş, ‘Siz milliyetçiliği biliyor musunuz?’ diye. Tabii ki hiç alakaları yok. Demişler ki: “Burada çok iyi gençler var, bizim de kızlarımız var…” vs. Bu çocuklar Anadolu’dan gelmiş, hiçbirinin gözü açılmamış, hepsi birer gelincik yavrusu. Çok iyi eş olabilir gözüyle bakılıyor. Benim yaşadığım şey de bu. Şehirde yozlaşan ilişkiler vardır, taşradan gelen delikanlı saftır, temizdir, doğaldır. Şehirli kızlar bundan etkilenir...

Solcular, Yaşar’ı Deniz’den daha çok seviyor

Yaşar’ı nasıl buluyorsunuz?

Yaşar, bana göre o dönemde yaşamış birçok karakterin doğrularından elde edilmiş sentez bir karakter... İlk başlarda Yaşar sekiz bölümde oynayacaktı. Biraz kafa karıştırıp gidecekti. Ama çok sevildiği için kalmasına karar verildi. Işık’la evlenmesi sonradan eklendi senaryoya. Aslında Harun’la beraber olacaktı.

Bugünkü gençliğe çok uzak bir atmosfer o yıllar. Arkadaşlarınızla o dönemleri tartıştığınız oluyor mu?

Türkiye’deki gençlere asosyal ve apolitik gözüyle bakıyorlar. Asosyal olduklarını düşünmüyorum, apolitik hiç değiller. Bugünkü gençlik birbirlerine karşı daha hoşgörülü, insanî yönleri daha ön planda. Bir de eskisi gibi kimse onları yönlendiremiyor. Çünkü anne babalar kendi hatalarını çocuklarının yapmasını istemiyor.

Yaşar’la Işık evlendiler ve Yaşar namaz kılarken, Işık kocasını endişe dolu gözlerle bekledi. Bu sahneleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim setin kuaförü müezzinlik yapmış. Namaz hareketlerini onu gözlemleyerek yaptım. Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçı romanında böyle bir sahne vardır. ‘Namaz kılsam mı, kılmasam mı?’ diye tereddüt eder ve onu da çok güzel bir şekilde anlatır. Böyle bir gece bir adam acele kılar namazını, ama Yaşar çok huşu içinde kılıyor. Hem de eşini uflatacak kadar yavaş… Işık’ın o bakışlarıyla iki ayrı dünya vurgulanmak isteniyor aslında. Işık hayatında namaz kılan birini hiç görmemiş, endişeli gözlerle bakmasını doğal karşılamak gerek.

Bıyığın size yakıştığı söyleniyor...

Kendimi bildim bileli bıyıklıyım. Bıyığı seviyorum, hoşuma gidiyor. Eskiden bıyık ideolojik bir tarz olarak algılanırdı. Artık böyle bakışlar kalmadı.

Yaşar’ın fan kulüpleri var. Size en çok kimler ilgi gösteriyor?

Dizideki dönemde yaşamış 40-60 yaş arasındaki bayanlar çok ilgi gösteriyor. Ama bu bayanların çoğu sol görüşlü. ‘Biz o dönemleri yaşadık, gerçekten de senin gibi insanlar vardı.’ diyorlar. Yaşar’dan etkileniyorlar. ‘Yaşar’ı Deniz’den daha çok seviyorum, Harun’dan daha haklı buluyorum.’ diyenler var. Solcu bayanların Yaşar’ı beğenmesi beni gerçekten mutlu ediyor.

Dizinin gençlerin tarihe ilgisini artırdığı söylenmişti. Siz ne öğrendiniz?

Dizi, bugüne tarihin bir parçası olarak bakmayı öğretti bana. O günü yaşayanların büyük kısmı hayatta. Aslında Hatırla Sevgili, o kuşak için bir geçmişle hesaplaşma, yeni kuşaklar için ise geçmişi anlama imkânı sunuyor. Ben gençlerin, yani benim kuşağımın bu diziyi daha yakından izlediklerini, kendi hayatları ile karşılaştırmalar yaptıklarını biliyorum. Sanıyorum bizlere de yaşananlardan dersler çıkartmak kalıyor.

ZAMAN / CUMAERTESİ

29.Aralık.2007
Kullanıcı İmzası
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content





MesajKonu: Geri: dizi hakkında çıkan tüm haberler...   

Kullanıcı İmzası
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

dizi hakkında çıkan tüm haberler...

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 5 sayfası Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Berk Hakman :: berk hakman :: berk hakman hatırla sevgili -
Untitled Document
En Çok Mesajı Olanlar
Ayın En Çok Mesaj Yazan Üyeleri
Yeni Mesajlar Görüntüle
Kendi Mesajlarınız
Cevaplanmamış Mesajlar
forum kurmak | Kültür ve sosyete | Ünlüler | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blogunuzu yaratın